Block title
Block content
Bediüzzaman da, beraberindeki üç yüz gönüllüyü rastgeldikleri toplara birer ikişer taksim edip Bitlis’e gönderir; kendisi ise ilerleyerek topları birer birer kurtarıp, en son topu da üç arkadaşıyla birlikte ele geçirir. Bu şekilde, otuz topun Bitlis’e gelmesini temin eder. O toplarla üç-dört gün asker ve gönüllüler düşmana mukabele edip, bütün ahali ve cihazat ve mallar kurtulur.

Bediüzzaman, o harpte gönüllülere cesaret vermek için sipere girmeyerek avcı hattında dolaşırdı. Avcı hattında en ileride atını sağa sola koştururken, birden hatırına gelir ve ruhuna ilişir ki: “Şu anda şehid olsam, bu vaziyetim, yani en ilerde göze çarpan şu halim, sakın mertebe-i şehadetin bir esası olan ihlâsıma zarar vermesin, bir hodfuruşluk mânâsı olmasın” diyerek, birden atını döndürür ve arkadaşlarının yanına gelir. HAŞİYE

Avcı hattında dolaşırken, vücuduna dört gülle isabet etmiş, fakat geri çekilmemiş ve gönüllülerin cesareti kırılmaması için sipere dahi girmemiştir. Hattâ bunu işiten Vali Memduh Bey ve kumandan Kel Ali, “Aman geri çekilsin!” diye haber gönderdikleri zaman, demiş:

“Bu kâfirlerin güllesi beni öldürmeyecek!”

Hakikaten üç gülle, ölecek yerine isabet ettiği halde, biri hançerini, diğeri tütün tabakasını delip geçmiş ve kendisine bir zarar vermemiştir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : İşte, muharebenin şiddetli anında, hayat-memat meselesi vaktinde “Benim zahiren kahramanlık gibi görünen bu vaziyetim hakikî ihlâsa aykırı olmasın?” diye düşünmesi, kemalât-ı insaniyenin bir misalidir, denilebilir. Meydan-ı harpte, düşman karşısında, gülleler içerisinde, talebelerine cesaret vermek için en elzem bir kahramanlığı fiilen göstermek emeliyle avcı hattında atını sağa sola döndürürken, bu suretle cesaret-i imaniye ve şehamet-i İslâmiyeyi en âlâ bir derecede, bir kumandan mânâsıyla ifa ederken, ruhunda ve niyetinde en âli ve safî bir mertebe-i kemâl olan sırr-ı ihlâsı kaçırmamayı ehemmiyetle düşünmesi ve dikkat kesilmesi, onun zahiren takdire şayan hizmet-i diniyesi, fedakârane mücahedesi kadar, belki daha ziyade, ruhunun kemaline de delâlet eder. İşte, Molla Said bütün hayatının şehadetiyle gerçi beyne’l İslâm “Bediüzzaman” , “Sahibüzzaman” , “Fahrüddeveran” , “Fatinü’l-asır” ünvanlarıyla yâd edilmiş. Fakat bu, hiçbir zaman hakikatsiz ve bir sözden ibaret değildir. Risale-i Nur ile yaptığı muazzam hizmet-i imaniye ve Kur’âniyesi ve teşkil ettiği hamiyet-i diniye ile serfiraz milyonlar fedakâr talebelerin kudsî şahs-ı manevisi, bir şahid-i sadık ve bir delil-i katı’dır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Giriş / Sonraki Risale: Barla Hayatı
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahali : halk
âlâ : en üstün
âli : yüce, yüksek
avcı hattı : savaş cephesi
beyne’l-İslâm : Müslümanlar arasında
cesaret-i imaniye : imandan kaynaklanan cesaret
cihazat : donanımlar
delâlet : delil olma, işaret etme
delil-i katı : kesin delil
ehemmiyetle : önemle
elzem : çok lüzumlu
Fahrüddeveran : yaşadığı ve kendisinden sonra gelen dönemlerin övünç kaynağı
Fatinü’l-asır : yaşadığı asrın en keskin zekâya ve anlayışına sahip kişisi
fedakârane : fedakârca
hakikatsiz : gerçek dışı
hamiyet-i diniye : dinî değerleri ve hakikatleri koruma ve savunma gayreti
haşiye : dipnot
hayat-memat meselesi : ölüm-kalım meselesi
hizmet-i diniye : dine ait hizmet
hizmet-i imaniye ve Kur’âniye : Kur’ân ve iman hakikatlerini insanlara ulaştırma hizmeti
hodfuruşluk : kendi kendini beğenme
ifa etme : yerine getirme
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
kemâl : kusursuzluk, mükemmellik
kemâlât-ı insaniye : bir insanda bulunması gereken mükemmel üstün özellikler
kudsî : kutsal, mukaddes
mertebe-i kemâl : olgunluk, mükemmellik mertebesi
mertebe-i şehadet : şehadet mertebesi
meydan-ı harp : savaş meydanı
Molla Said : Bediüzzaman Said Nursî
muazzam : büyük
muharebe : savaş
mukabele etme : karşılık verme
mücahede : cihad etme, din uğrunda çaba harcama
safi : saf, temiz
Sahibüzzaman : yaşadığı zamanın manevî sahibi
serfiraz : başta gelen
sırr-ı ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetmenin, samimiyetin sırrı
suret : biçim, şekil
şahid-i sadık : doğru sözlü şahit, tanık
şahs-ı mânevî : mânevî şahıs, belli bir ideal ve gaye etrafında bir araya gelen topluluğun oluşturduğu mânevî şahsiyet ve ortak kimlik
şehadet : şahitlik, tanıklık
şehamet-i İslâmiye : İslâm’ın verdiği yiğitlik, cesaret
takdire şayan : takdire lâyık
taksim : kısımlara ayırma, bölüştürme
temin : sağlama
teşkil etmek : oluşturmak, meydana getirmek
vaziyet : durum
yâd etmek : anmak
zahiren : dış görünüşte
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...