Block title
Block content
İstanbul’daki bu çok ehemmiyetli ve muvaffakiyetli hizmetinden Türk milletine pek ziyade menfaatler husule geldiğini müşahede eden Ankara hükûmeti, Bediüzzaman’ın kıymet ve ehemmiyetini takdir ederek Ankara’ya davet ederler. M. Kemal Paşa, şifreyle davet etmişse de, cevaben, “Ben, tehlikeli yerde mücahede etmek istiyorum. Siper arkasında mücahede etmek hoşuma gitmiyor. Anadolu’dan ziyade burayı daha tehlikeli görüyorum” demiştir.

Üç defa şifreyle davet ediliyor. Eski Van Valisi, dostu meb’us Tahsin Bey vasıtasıyla davet edildiği için, nihayet karar verir ve Ankara’ya gelir. Ankara’da alkışlarla karşılanır. Fakat ümit ettiği muhiti bulamaz. Kendisi, Hacı Bayram civarında ikamet eder. Meclis-i Meb’usanda dine karşı gördüğü lâkaytlık ve garplılaşmak bahanesi altında Türk milletinin kudsî mefahir-i tarihiyesi olan şeair-i İslâmiyeden bir soğukluk gördüğü için, meb’usların ibadete, bilhassa namaza müdavim olmalarının lüzum ve ehemmiyetine dair bir beyanname neşreder ve meb’uslara dağıtır. Kâzım Karabekir Paşa da M. Kemal’e okur...

Bu meb’usana hitap, namaz kılanlara altmış meb’us daha ilâve eder. Namazgâh olan küçücük odayı, büyük bir odaya tebdil ettirir.

Bu parça, meb’uslara ve umum kumandanlara ve ulemalara okutturulmakla, Reisle şiddetli bir münakaşaya sebebiyet verir. Birgün divan-ı riyasette, elli-altmış meb’us içinde, karşılıklı fikir teatisinde, M. Kemal Paşa, “Sizin gibi kahraman bir hoca bize lâzımdır. Sizi, yüksek fikirlerinizden istifade etmek için buraya çağırdık. Geldiniz, en evvel namaza dair şeyleri yazdınız, aramıza ihtilâf verdiniz” der.

Bu söz üzerine, Bediüzzaman, birkaç mâkul cevabı verdikten sonra, şiddetle ve hiddetle iki parmağını ileri uzatarak, “Paşa! Paşa! İslâmiyette, imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur” der. Fakat Paşa tarziye verir, ilişemez.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Giriş / Sonraki Risale: Barla Hayatı
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âzâ : üye
beyanname : açıklama belgesi
bilhassa : özellikle
civarında : çevresinde
daire-i diniye : dinî daire
âlem-i İslâm : İslâm âlemi
darülfünun : üniversite
divan-ı riyaset : başkanlık makamı
ekser : pekçok, çoğunluk
elzem : çok lüzumlu
enbiya : nebiler, peygamberler
fikir teatisi : görüş alışverişi
fünun-u cedide : çağdaş ilimler
garp : batı
garplı : batılı
hakikat : gerçek, doğru
hakikî : doğru, gerçek
heyet : topluluk
hükema : filozoflar
ihtilâf : ayrılık, uyuşmazlık
istifade : faydalanma, yararlanma
kaim : ayakta duran, var olan
kat’iyen : kesin olarak
mâkul : akla uygun, mantıklı
maslahat : fayda, yarar
meb’us : milletvekili
meb’usan : milletvekilleri
meb’uslar heyeti : Millet Meclisi
medrese : din ilimlerinin ders verildiği eğitim kurumu
merdut : dinden çıkmış
münakaşa : tartışma
namına : adına
nevi : çeşit, tür
Şark Darülfünunu : Doğu Üniversitesi
şark : doğu
tarziye verme : özür dileme, muhatabın gönlünü alma
tebdil ettirmek : değiştirtmek
terakkiyat : ilerlemeler, gelişmeler
tesis : kurma
ulema : âlimler
ulûm-u diniye : dinî ilimler
umum : bütün
vilâyât-ı şarkiye : Doğu illeri
vilâyet : il
ehemmiyet : değer, önem
ehl-i zulm : zalimler, zulmedenler
garplılaşmak : batılılaşmak
hengâm : an, zaman
husule gelmek : meydana gelmek
ikamet etme : yerleşme, kalma
istilâ : kuşatma, ele geçirme
kudsî : kutsal, mukaddes
lâkaytlık : ilgisizlik, duyarsızlık
mağrurane : gururlu bir şekilde
meb’us : milletvekili
Meclis-i Meb’usan : Türkiye Büyük Millet Meclisi
mefahir-i tarihiye : tarihe ait övünülecek şeyler
menfaat : çıkar, kişisel yarar
Meşihat-ı İslâmiye : Osmanlı devletinde Diyanetin dinî ilimlerle ilgili bölümü, Şeyhülislâmlık
muhit : çevre
muvaffakiyetli : başarılı
mücahede etme : cihad etme, din uğrunda çaba harcama
müdavim olma : devam etme, devamlı olarak yerine getirme
müşahede eden : gören, gözlemleyen
neşretmek : yayınlamak
nihayet : sonunda
şeâir-i İslâmiye : İslâma sembol olmuş işaretler, iş ve ibadetler
takdir : beğeniyi dile getiren ifade
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...