Allah Lafza-i Celâli
Bil ki: “Allah” lafzı, sadece müsemmanın zâtına delâlet eden diğer özel isimlerin hilafına delâlet-i iltizamîye ile bütün esma-i hüsna ve bütün kemâl sıfatlarına delâlet eder. Çünkü diğer zâtların sıfatları, zâtlarının lâzımı değildir, yani zâtın ismi sıfatına ne mutabakatla delâlet eder, ne tazammunla ve ne de iltizamla.
Zât-ı Akdes ise, kendisiyle isim ve sıfatları arasındaki apaçık lüzum ve keza ulûhiyetin bunları gerektirmesi sebebiyle, zâtına alem olan ismi, delâlet-i iltizamiye ile bütün sıfatlarına delâlet eder. “La ilâhe illallah”da nefiy siyakındaki “ilâh” lafzı da böyledir.
Bunu bildiğinde şunu da anla ki, “La ilâhe illallah”, esma-i hüsna sayısınca tevhid ve tevhidin hükümlerini tazammun eder. Böylece bu tek kelâm, binler kelâmı içine alır. Bu kelâmların her biri nefiy ve isbattan meydana gelir.
Mantıkta malum kaide gereğince, nefiy ferdî istiğrakla her bir ferdi içine aldığında, isbat hâlinde diğerlerinden nefyedilen ne varsa, mecmuunun isbatı anlamına gelir. Sanki şöyle denilmiştir:
“Onun dışında Hâlık, Rezzak, Kayyum, Mâlik, Fatır, Kahhar yok, ancak Allah var” ve hakeza... Bu kelâm, tavırlarda ve mertebelerde ilerlemiş bir zâkir için bütün mertebe ve hâllerini içine alacak şekilde inbisat edebilir. Bu durumda tekrar, tesis ile te’kid gibi olur.