İşaratül-İcaz 11. Ders - Allah'ın Nimetine Nail Olanlar
"Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna. Gadap edilenlerin ve dalâlette olanlarınkine değil." صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ "Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna."
Bil ki: Kur’ân incilerinin nazmı bir iple değildir. Çoğu yerde bu nazm, yakınlık ve uzaklık, zuhur ve hafa yönünden farklı farklı nisbet çizgilerinin nescinden (dokunmasından) meydana gelen nakışlardır.
Çünkü Kur’ân’ın i'câzının esası, vecizliğinden sonra bu nakıştır.
Mesela “Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna" ifadesi, اَلْحَمْدُ لِلَّهِ 'a münasiptir. Çünkü nimet hamdin karinesidir.
رَبِّ الْعَالَمِينَ 'e münasiptir. Çünkü terbiyenin kemâli nimetlerin art arda gelmesiyledir.
َلرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 'e münasiptir. Çünkü kendilerine nimet verilenler, yani "nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihler" âlemlere rahmettirler ve rahmete açık birer misaldirler.
َالِكِ يَوْمِ الدِّينِ 'e münasiptir. Çünkü âhiretin gelmesi kâmil nimetin ta kendisidir.
نَعْبُدُ 'ye münasiptir. Çünkü nimete mazhar o zâtlar, ibadette önderlerdir.
َسْتَعِينُ 'e münasiptir. Çünkü nimete mazhar bu zâtlar muvaffak olmuşlardır.
اِهْدِنَا 'ya münasiptir. Çünkü bunlar “Sen de onların hidâyetine uy” sırrıyla, numune-i imtisal kimselerdir. (En’am, 90)
َلصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ 'e münasiptir. Çünkü istikametli yolun sadece onların mesleğinde olduğu gözler önündedir.
Bu sana bir misaldir, buna diğerlerini kıyas et!
Bu lafızda, onların yolunun hudutları belli, işlek bir yol olup, o yola sülûk edenin ondan çıkmayacağına bir işaret vardır.
َلَّذِينَ lafzı mevsuldür, mevsulün gereği ise muhatap nezdinde göz önünde bilinir olmasıdır. Bu ifadede onların şanlarının yüceliğine ve beşer zulümatı içinde parıldamalarına bir işaret vardır. Sanki onlar, araştırmasa ve talep etmese bile her işitenin gözü önünde malûmdurlar.
Bu lafzın çoğul gelişi, tevatür sırrıyla onlara uymanın mümkün olduğuna ve mesleklerinin hak oluşuna bir remizdir. Çünkü“Allah’ın eli cemaatledir.”
İfadenin geçmiş zaman sığasıyla gelmesinde, nimeti talep vesilesine bir işaret vardır. Nimeti Allah’a nisbette ise, kendisine şefaatçi yapmak vardır. Abd, sanki şöyle der: “Ya ilâhî! İn’am senin şanındandır. Lütfunla daha önce nimet verdin. Layık olmasam da yine bana in’amda bulun.”
Bu ifadede, risalet yüklerinin ve teklifi yüklenmenin ağırlığına bir işaret vardır. Keza, onların yağmurun zorluklarını karşılayıp, altlarındaki sahraları sulayan yüce dağlar gibi olduklarına bir ima söz konusudur.
"Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna" âyetinin mücmel manasını “İşte onlar, Allah’ın nimetine mazhar kıldığı nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştırlar.”
âyeti tefsir eder. (Nisa, 69)
Çünkü Kur’ân’ın bir kısmı bir kısmını tefsir eder.
Eğer desen: Enbiyanın meslekleri mütefavit, ibadetleri ise muhteliftir?
El-cevap: Tâbi olmak, füruatta değil akaid ve ahkamın usulündedir. Çünkü bunlar zamanın değişmesiyle değişen füruattan farklı olarak devamlı ve sabittirler.
Nasıl ki dört mevsim ve insan ömrünün devreleri ilaçlarda ve elbiselerde etkili olur. Bir vakit deva olan nice şey, başka vakitte dert olur. Aynen öyle de nev-i beşerin ömür devreleri, ruhlara deva ve kalplere gıda olan hükümlerin füruatındaki farklılığa tesir eder.