İşaratül-İcaz 12. Ders - Allah'ın Gadabına Maruz Kalanlar
Nazm ciheti: Bil ki: Bu makam, havf ve tahliye, yani "korku ve kendini kötü özelliklerden arındırma makamı" olmasıyla, önceki makamlara münasiptir.
İşte, hayret ve dehşet nazarıyla rububiyetin
celâl ve cemâlle tavsifi makamına bakar.
İltica nazarıyla نَعْبُدُ deki
ubudiyet makamına bakar.
Acz nazarıylaنَسْتَعِينُ deki
tevekkül makamına bakar.
Teselli nazarıyla daimî refiki olan
reca ve tezyin makamına bakar.
Çünkü dehşetli bir şey gören kimsenin kalbinde ilk meydana gelen şey şaşkınlık hissi, sonra kaçma meyli, sonra acz durumunda tevekkül, bundan sonra da tesellidir.
Eğer desen: Şüphesiz Allah (azze ve celle) Hakîm’dir, Ganidir. Âlemde şer, çirkinlik ve dalâleti yaratmasındaki hikmet nedir?
El-cevap: Bil ki: Kâinatta kemâl, hayır ve hüsün maksud-ı bizzâttır ve bunlar küllîdirler. Şer, çirkinlik ve noksan ise bunlara nisbetle cüzîdirler, tebeidirler, hilkatte örtülüdürler.
Yüce Yaratıcı, bunları hüsün ve kemâl arasına dağınık bir şekilde zâtları için değil, aksine hayır ve kemâlin nisbi hakîkatlerinin zuhuru, hatta vücudu için bir mukaddime ve bir vahid-i kıyasi olarak yaratmıştır.
Eğer desen: Hakaik-ı nisbiyenin kıymeti nedir ki, bunlar sebebiyle cüz'î şer hoş görülsün?
El-cevap: Nisbi hakîkatler,
-Varlıklar arasında rabıtalardır.
-Kâinatın nizamını dokuyan çizgilerdir.
-Bir tek vücudun nev’iler olarak in’ikasına vesile olan şualardır.
Nisbi hakîkatler, hakiki hakîkatlerden binlerce defa ziyadedir. Çünkü bir zâtın hakiki sıfatları yedi olsa, nisbi hakîkatleri yedi yüz olur.
Hayr-ı kesir için şerr-i kalil hoş görülür, hatta istihsan edilir. Az bir şer var diye büyük bir hayrı terk etmek şerr-i kesir olur.
Hikmet nazarında ise, az bir şer çok şerre mukabil olursa, o az şer hüsn-i bilgayr olur. Usûl kitaplarında nazara verilen zekât ve cihad örneklerinde olduğu gibi…
Meşhur “Eşya ancak zıddıyla bilinir.” sözünün manası şudur: Zıddın varlığı o şeyin nisbi hakîkatlerinin zuhur ve vücuduna bir sebeptir.
Mesela, çirkinlik olmasa ve güzelliğin arasına karışmasa, güzellik nihayetsiz mertebeleriyle ortaya çıkmazdı.
Eğer desen: أَنْعَمْتَ الْمَغْضُوبِ - الضَّالِّين kelimelerinin sırasıyla fiil, ism-i mef'ul ve ism-i fail olarak farklı gelmesi nedendir? Keza, netice itibarıyla üçüncü fırkanın sıfatı, ikinci fırkada sıfatın akıbeti ve birinci fırkada sıfatın ünvanı zikredilmesi niçindir?
El-cevap: Birinci fırka için nimet ünvanını seçti, çünkü nimet nefsin kendisine meylettiği bir lezzettir. Verdiğini geri almamak Kerim-i mutlakın şanı olduğuna işaret için de mazi fiili olarak getirdi.
Keza, bunda Mün’imin âdetini ortaya koyarak matluba vesileye bir remiz vardır. Sanki şöyle der: “İn’am senin şanındandır, daha önce nimet verdin, beni de nimetine mazhar eyle.”
Bundan murat, gadab kuvvelerinin tecavüzüyle haddi aşıp zulmeden, ilâhî hükümleri terk ile fıska düşen kimselerdir. Yahudilerin temerrüdü gibi…
Fısk ve zulmün kendisinde menhus bir lezzet ve habis bir izzet bulunduğundan nefis ondan nefret etmez. Bundan dolayı Kur’ân, onun her nefsi nefret ettiren akıbetini zikretti, o da Allah’ın gadabının nüzuludür.
Devam şanından olan ismi seçti. Bununla isyan ve şer ancak tevbe ve af ile sona ermediği zaman isim olarak kalacağına işarette bulundu.