İşaratül-İcaz 14. Ders - Kur'andaki Tekrarların Bazı Sırları
Eğer desen: Veciz ve mu’ciz olan Kur’ân’da besmele ve “(Ey cin ve ins topluluğu!) Bu durumda Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” (Rahman, 13), "O gün yalanlayanların vay hâline” (Mürselat, 15) ve kıssa-i Musa gibi zâhirde tekrar edilen şeyler var. Hâlbuki tekrar usandırır ve belâğata aykırıdır.
El-cevap: “Her parlayan şey yakıcı ateş değildir.” Evet, tekrar bazen usandırır, ama bu mutlak değildir. Bazen hoş olur, bazen usanç verir.
Nasıl ki insanın beslenmesinde temel gıdalar tekrarlandığında tatlı olur, insana daha ünsiyetli gelir. Meyve kabilinden olanlar ise, tekrarlandığında usandırır, yenilendiğinde ise lezzet verir.
Benzeri şekilde kelâmda hakîkat olan, fikirlere kût ve kuvvet, ruhlara gıda olanlar güneşin ziyası gibi meluf olmasıyla her ne zaman tekrarlansa müstahsen olur ve kendisine ünsiyet edilir.
Kelâmın bir kısmı ise zînet ve meyve kabilindendir. Lezzeti, sûretinin teceddüdünde ve libasının televvünündedir.
Bunu anladığında şunu da bil ki: Nasıl ki Kur’ân’ın tamamı kalplere kût ve kuvvettir, tekrarı usanç vermez, hatta ne kadar çok okunsa o kadar tatlı olur. Öyle de Kur’ân’da bu kûta ruh olan yerler vardır, tekrar edildikçe parlar, etrafından hak ve hakîkat şuaları feveran eder.
-Bismillahirrahmanirrahim örneğinde olduğu gibi- bu kûtun ruhu olanlar içinde, üssü’l- esas, ukde-i hayatiye ve daimî bir cesetle tecessüt etmiş nur olarak (belli bir kalıpla) gelenler vardır. Ey muhatab, eğer zevk sahibi isen zevkine danış!
Bu açıklama, tekrar olduğunu kabule göre yapılmıştır. Yoksa mesela kıssa-i Musa hangi cihetleri içine alıyorsa, her makamda bu cihetlerden münasip bir cihet için zikredilmesi caizdir.
Çünkü kıssa-i Musa tefarik-ı asâdan daha faydalıdır. Kur’ân onu yed-i beyzasına gümüş olarak almış, altına çevirmiştir. Bunu gören beyan sihirbazları, belâğati karşısında secdeye kapanmışlardır.
Keza besmelede:
-İstiane,
-Teberrük,
-Kur’ân’daki esas noktalar için mevzu, hatta gaye ve fihriste olmak gibi cihetler vardır.
Yine besmelede
-Tevhid makamı,
-Tenzih makamı,
-Sena makamı,
-Celâl ve cemâl makamı,
-İhsan makamı gibi makamlar vardır.
Ayrıca besmelede tevhid, nübüvvet, haşir ve adalete, yani Kur’ân’ın dört meşhur maksadına işaret gibi zımni hükümler vardır. Ancak ekser sûrelerde maksud-ı bizzât bunlardan biri olur, diğerleri istidradi olarak ikinci derecede kalır.
Öyleyse besmelenin her bir sûrede o sûrenin ruhuna uygun özel bir cihet veya hüküm veya makam için gelmesi, bir makam için konu olarak zikredilmesi, hatta bu cihetler ve makamlar itibariyle icmali bir fihriste olması niye caiz olmasın?