İşaratül-İcaz 19. Ders - Gayba İman
“Onlar gayba iman ederler ve namazı ikame ederler ve rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” (Bakara, 3)
اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
“Onlar gayba iman ederler.”
Bil ki: Muhassal olanın muhassıl olanla nazm ciheti, Kur’ân’ın medhinden, mü'minlerin medhine geçilmesi ve onunla insicamıdır. Çünkü:
-Mü’minler, Kur’ân’ın bir neticesidir.
-Ve ona bir bürhan-ı inni’dir.
-Ve onun hidâyetinin bir meyvesidir.
-Ve ona bir şahittir.
-Ayrıca âyet, “Onlar gayba iman ederler” diyerek teşviki tazammun etmesi sebebiyle, bu ayetin hidâyetten hissesi cihetine ve hidâyete bir misal olmasına işarettir.
Önceki ayette “müttakiler” denilmişti. Bu ayette ise “o müttakiler şöyledir…” denildi. Bu, تَخْلِيَة tahliyeden sonra onun daimî arkadaşı olan تَحْلِيَة tahliyenin (zararlı şeylerden arındırdıktan sonra faydalı şeylerle donatmanın) gelmesi kabilindendir. Çünkü tezyin tenzihten sonradır.
Görmez misin, Kur’ân, seyyielerden uzak kalmak olan takvayı üç mertebe olarak zikreder:
-Şirki terk
-Günahları terk
-Allah’ın masivasını terk.
وَالتَّحْلِيَةُ ise güzel ameller işlemektir.
Bunlar da:
-Ya kalp ile,
-Ya beden ile,
-Veya mal ile olur.
Kalbî amellerin güneşi, imandır. Bedenle yapılan amellerin cami’ fihristesi, dinin direği olan namazdır. Mal ile yapılan amellerin kutbu ise zekâttır. Çünkü o, İslâm’ın köprüsüdür.
Bil ki: Bu kelâma baktığında muktezay-ı hale göre veciz olmakla beraber, müradifi (eş anlamlısı) olan “mü’minûn” kelimesiyle muvazene ettiğinde onu ıtnab (uzun) zannedersin. Kısaca اَلْ demek yerine اَلَّذ۪ينَ getirilmiştir. Bu ise sanki başka sıfatı yokmuş da sadece o özelliği varmış gibi sıla ile zâta işaret eder. Bunun tercihi, imana teşvik ve onun şanını yüceltmek içindir. Ayrıca, müttaki insanlarda en önemli özelliğin iman olup, diğer özelliklerinin bunun yanında cılız kaldığına bir remizdir.
يُؤْمِنُونَ şeklinde isim olarak değil, اَلْمُؤْمِنُونَ şeklinde fiil olarak gelmesi, hayalin nazarında bu güzel hâleti tasvir ve izhar etmek, bir de afakî ve enfüsi delillerin art arda gelip yenilenmesiyle daha açık ve gözle görülür hâle gelmesine işaret içindir. Böylece deliller daha zâhir oldukça, onların imanı da artmaktadır.
بِالْغَيْبِ "Gayba"
-Onlar kalpten iman ederler, yani ihlasla, nifaksız inanırlar. Keza
-Gaibiyetle beraber,
-Gaib olana,
-Gayb âlemine inanırlar.
Bil ki: İman, Hz. Peygamberin (as) getirdiklerinden dinin zaruriyatından olanları tafsilen, diğerlerini de icmalen tasdik etmekten hâsıl olan bir nurdur.
Eğer desen: Avamdan iman hakîkatlerini tabir edebilen ancak yüzde birdir?
El-cevap: Tabir edememek olmamaya delil değildir. Nasıl ki lisan, aklın tasavvur ettiği şeylerden ince olanlara tercümanlık yapmaktan çoğu kere aciz kalır, aynı şekilde bazı zaman vicdanda olan sırlar akla görülmez, kapalı kalır, nerde kaldı onda olan her şeye tercüman olabilsin?
Görmez misin, Sekkakî gibi dâhi bir belâğat imamının zekâsı, İmrü’l- Kays veya bir başka bedevi şairin fıtrî seciye ile ortaya koyduğu incelikleri kavramaktan aciz kalmıştır.
Buna binaen, avamdan birinde iman olup olmadığı o âmi insana hem inkâra hem isbata açık şöyle soru sorman ve izahta bulunmasını istemen yoluyla sabit olur.
“Ey âmi, âlem altı cihetiyle kabza-ı tasarrufunda olan Allah senin aklınca bu altı cihetten birinde midir, yoksa değil midir?” diye sorulduğunda, “Hayır, (bir mekânda değildir)” dese, ciheti nefyetmesi onun vicdanında sabit olur ve bu ona kâfidir. Buna diğerlerini kıyas et.
Sonra iman, Sa'd-ı Taftezaninin açıkladığı gibi, Allahu Teâlâ'nın dilediği kulunun kalbine, onun cüz-i ihtiyarisini sarfından sonra bıraktığı bir nurdur.
Öyleyse iman:
- İnsan vicdanı için bir nurdur.
- ve Şems-i Ezelden vicdanın bütün melekûtunu birden ışıklandıran bir şuadır. İman, o insana bütün kâinatla bir ünsiyet neşreder ve vicdanla her şey arasında bir münasebet tesis eder.
- Ayrıca kalbe manevi bir kuvvet bırakır, kişi bununla bütün olaylara ve musibetlere göğüs gerer
- ve ona mazi ve müstakbeli yutan bir genişlik verir.
- İman, Şems-i Ezelden bir nur olduğu gibi, ebedi saadetten yani haşirden de bir lem’adır. Vicdana tevdi olunan bütün ümit tohumları ve istidat çekirdekleri bu lem’anın ziyasıyla gelişir, ebede doğru uzanarak büyür, böylece istidat çekirdeği bir tûba ağacı gibi olur.