İşaratül-İcaz 24. Ders - Hz. Peygamberin nübüvvetiyle ilgili beş mesele
“Senden önce...” ifadesinde bir kısım letaif var: Bil ki: Tenzilde (Kur’ân’da) bulunduğu mekânın onu kabul etmediği veya ondan razı olmadığı veya başka bir kelimenin o mekâna daha uygun olduğu hiçbir kelime yoktur. Aksine, Tenzildeki her bir kelime, münasebet rabıtalarıyla birbirine tutunmuş ve birbirine kenetlenmiş murassa bir inci gibidir. Eğer misal istersen مِنْ قَبْلِكَ yi dikkatle mütalaa et, bu âyetin her yanından uçuşup gelen letaifin (ince nüktelerin) bu tek kelimeye nasıl konduğunu göreceksin. مِنْ قَبْلِكَ Nübüvvet hakkında sevkedilmiş olan âyetin bu kısmı, nübüvvet meselesinde mündemiç beş maksaddan yansıyan münasebetleri teşerrüp etmiş, onların renkleriyle boyanmış, beş letaif ile de bunları kendinden sızdırmakta ve remizde bulunmaktadır. Bu meselede mündemiç maksadlar şunlardır: 1- Muhammed (as) nebidir. 2- Ekmel-i enbiyadır. (En kâmil peygamberdir.) 3- Hâtem-i enbiyadır. (Son peygamberdir.) 4- Bütün kavimlere gönderilmiştir. 5- Şeriatı, bütün şeriatleri neshetmiş ve onların güzelliklerini kendinde toplamıştır. 1-Bu kelimede birinci maksadın in’ikas ciheti şöyledir: مِنْ قَبْلِكَ“Senden önce” demektir. Bu ifade, ancak meslek ittihad ettiğinde ve yol bir olduğunda söylenir. Sanki bu kelimeden şu mana tereşşuh etmektedir: Hz. Peygamberden önceki nebilerin nübüvvetine ve kitaplarının doğruluğuna olan deliller, bütünüyle “tenkih-ı menat”, “tahkik-i menat” ve “kıyas-ı evlâ” yoluyla Muhammed’in (asm) nübüvvetine ve kitabının, yani Kur’ân’ın Allah tarafından nüzulune bir delildir. Sanki onların bütün mu'cizeleri Muhammed’in (as) sıdkına tek bir mu'cizedir. 2- Bu kelimede ikinci maksadın yansıma ciheti, yani Hz. Peygamberin en mükemmel olması şöyledir: -“Sultan meclise en son gelir” âdetinin mülahazasıyla, - Ve nev-i beşerdeki tekemmül kaidesinin ikinci mürebbinin birinciden daha mükemmel olmasını iktiza etmesiyle, -Ve genelde halefin seleften daha mahir olması ve geçmesi gerçeğiyle, مِنْ قَبْلِكَ ifadesi telvihte bulunur ki: Muhammed (as) sultan-ı enbiyadır ve hepsinin en mükemmelidir. Nitekim Kur’ân da onların kitaplarından daha cami’ ve daha güzeldir. 3- Üçüncü maksad olan son peygamber olmasının bu kelâmdan teşerrüb ciheti şöyledir: مِنْ قَبْلِكifadesi “Bir şey çoğaldığında teselsül eder, sükunet bulmaz; çok şeyler ittihad ettiğinde ise istikrar bulur, daha parçalanmaz” kuralının sırrıyla ve mefhum-ı muhalifin yaptığı çağrışımla O’nun (as) “hâtemü’l- enbiya” olduğuna telmih eder. 4- Dördüncü maksad olan davetinin umumi olmasının bu kelâmdan boyalanması ciheti şöyledir: مِنْ قَبْلِكَ "Halef selefin bütün vazifesini alır ve onun yerine geçer" kaidesinin sırrıyla “Sen onların halefisin, onların her birisi ise senin selefindir” manasını ifade eder. Bunda, “Onların her biri senin selefin olunca, sen onların tamamının vekili ve bütün ümmetlerin rasulü olursun.” manasına bir işaret vardır. Evet, ancak böyle olur, başka olamaz. Fıtrat buna hükmeder, hikmet bu hükmü verir. Çünkü saadet devrinden önce dünya milletleri maddeten ve manen, istidat ve terbiye olarak birbirinden çok uzak ve derin bir ihtilaf içindeydi. Tek bir terbiye onlara yetmiyor, tek bir davet hepsini içine almıyordu. Asr-ı saadet ve sonrasında insanlık âlemi uyandı. -Karşılıklı fikir alışverişi, -birbirlerinin tabiatından etkilenmek, -milletlerin birbirleriyle karışması -ve birbirlerinin durumunu araştırmak vasıtasıyla birleşmeye doğru meyletti. Haberleşme ve ulaşım imkânları zamanla çok ileriye gitti, dünya bir memleket, bir memleket bir vilayet, bir vilayet ise bir belde hâline geldi, dünya ahalisi birbiriyle akraba oldu. Böylece bir tek davet ve bir tek nübüvvet umuma kifayet etti. 5-Beşinci maksadı işmam etme ciheti ise şöyledir: مِنْ قَبْلِكَ dekiمِنْ harfi إِلَى harfine ima eder. إِلَى harfinden ise artık ihtiyaç kalmamasına imada bulunur. Yani “Senin gelmenle risalet sona erdi. Çünkü senin şeriatın bir başkasına ihtiyaç bırakmadı.” Bu durum, Hz. Peygamberin (as) dininin son din olmasıyla diğerlerini neshettiğine, yeterli olmasıyla da hepsini cemettiğine remzeder. Bil ki: Belâğat nazarında bu kelimenin bu letaifi teşerrüb etmesinin emaresi şudur: Bu beş maksad, şu âyetlerin altında akan nehirler gibidir. Öyle ki bu maksatlardan biri, kemâliyle bir âyette bulunur, bir başkası tamamıyla diğerinden nebean eder, bir diğeri bütünüyle başka bir âyette tecelli eder. Böylece, satıhtaki en küçük bir sızıntı, kelimenin köklerinin o âyetle temasına ima eder. Keza bu manalar, bunları ifade için gelen başka âyetlerde sünbüllenmiştir.