İşaratül-İcaz 37. Ders - Cehennemin ebediliği

Eğer desen: Küfür masiyeti az bir zamanda olmakla beraber cezası ebedidir, gayr-i mütenahidir. Bu, adalet-i İlâhiyeye nasıl uyar?
Mutabık olduğu kabul edilse, hikmet-i ezeliyeye nasıl muvafık düşer?
Ona muvafık olduğu da kabul edilse, merhamet-i Rabbaniye buna nasıl izin verir?

El-cevap: Cezanın sonsuzluğunu kabulle beraber, mahdut bir zamandaki küfür altı cihetle gayr-ı mütenahi bir cinayettir:

1- Küfür üzere ölen bir kimse şayet dünyada ebedi kalsa, ruh cevheri bozulduğu için ebedi kâfir olacaktı. İşte bu bozuk kalp, gayr-ı mütenahi cinayete elverişli bir hâldedir.

2- Küfür her ne kadar mütenahi bir zamanda ise de gayr-ı mütenahi olana karşı işlenmiş bir cinayettir ve gayr-i mütenahi olanı, yani vahdaniyete şahitlik yapan umum kâinatın sonsuz şehadetlerini yalanlamaktır.

3- Küfür, gayr-ı mütenahi nimetlere karşı bir küfrandır, (nankörlüktür.)

4- Küfür, nihayeti olmayan ilâhî zât ve sıfatlara karşı bir cinayettir.

5- İnsanın vicdanı her ne kadar dış görünüşü ve mülk cihetiyle mahsur ve mütenahi ise de “Ne arzım ne semam beni içine almadı, ama mü’min kulumun kalbine yerleştim” hadis-i kudsisinin sırrıyla, gerçekte melekût yönüyle kökleri ebede yayılır ve uzanır. Bu cihetle o, sonsuz gibidir, küfürle kirlenir ve bozulur.

6- Zıd zıddına muanid ise de ekser hükümlerde ona mümasil olur. Nasıl ki iman ebedi lezzetleri meyve veriyor, öyle de ebedi elemlerin kendisinden meydana gelmesi küfrün şe’nindendir.

Bu altı ciheti mezc ile tam idrak eden kimse, gayr-ı mütenahi cinayete mukabil gayr-ı mütenahi cezanın tam bir adalet olduğu sonucunu elde eder.

Eğer desen: Tamam, adalete mutabık. Ama azabı netice veren şerlerin varlığından müstağni olan hikmet nerede?

El-cevap: Daha önce işitmiş olduğun gibi, şerr-i kalil (az bir şer) gelmesin diye hayr-ı kesir terk edilse şerr-i kesir olur. Çünkü ilâhî hikmet, hakiki hakîkatlerden kat kat fazla olan hakaik-i nisbiyenin (nisbi hakîkatlerin) sübutunun tezahürünü iktiza etti. Bu tezahür ise, ancak şerrin vücuduyla olur.

Şerri bir sınırda durdurmak ve tuğyanına engel olmak, ancak korkutmakla gerçekleşir. Bu korkutmanın vicdanda hakikat olarak tesiri, bunu tasdikle ve hariçte bir azabın olmasıyla tahakkuk eder.

Çünkü akıl ve vehimden farklı olarak vicdan, ancak ve ancak hariçte vücudu olan ebedi bir azabı çeşitli emarelerle anlamakla tesir altında kalır.

Bu durumda dünyada cehennem ateşinden korkuttuktan sonra, âhirette bunun gerçekten var olması hikmetin ta kendisidir.

Eğer desen: Tamam, hikmete de muvafık. Ama bunda merhamet ciheti nedir?

El-cevap: O kâfirler hakkında iki ihtimal var: Ya ölümle yok olmaları veya azap içinde var kalmaları. Vicdanına dikkat etsen, var olmanın, velev cehennemde de olsa, yokluğa nisbetle merhamet ve hayır olduğunu anlarsın.

Çünkü yokluk şerr-i mahzdır, (bütünüyle şerdir). İyi tahlil edersen, yokluğun bütün musibet ve günahların kaynağı olduğunu anlarsın. Vücud ise, cehennemde de olsa hayr-ı mahzdır (bütünüyle hayırdır).

Keza, azabın kendi cinayet ve isyanına mukabil, onları izale eden bir ceza olduğunu bilmek, cinayetin utanç yükünü hafifletmek için ona razı olması ve “O haktır, ben de buna müstehakım” demesi, ruhun fıtratının şanındandır.

Hatta adalet sevgisiyle, bazan olur cezadan lezzet alır. Dünyada namus sahibi nice insan, işlediği cinayetin utanç perdesini kaldırması için kendisine had cezasının uygulanmasını iştiyakla arzulamıştır.

Keza, her ne kadar cehennemdeki hayat ebedi bir hayat ve cehennem de kâfirler için daimî evleri ise de amelin cezası bitince, hak kazanma tarzında değil, bir lütuf şeklinde onların hayırlı amellerine bir mükâfat olarak çok hafifletmelerle beraber, oraya bir nev’i ülfet ve alışma olacaktır.

Hadisler buna işaret etmiştir. Bu da -onlar buna layık olmamakla beraber- onlara bir çeşit merhamettir.

İndirme Linkleri
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...