İşaratül-İcaz 4. Ders - Besmelenin Esrarı

Besmele, güneş gibidir, başkası gibi kendini de aydınlatır, onun için müstağnidir (başka besmeleye muhtaç değildir.)

“Allah’ın adıyla” derken “ile”
anlamı taşıyan بَا harfi,
1-Ya onun manasından anlaşılan fiile müteallıktır. Yani “onu söyleyerek
yardım istiyorum” manasını bildirir.
2-Veya örfen anlaşılan fiile müteallıktır. Yani “onunla teberrükte bulunuyorum.”
3-Veya ihlâs ve tevhidi ifade edecek şekilde, mukadder olan “De ki!” manasının gerektirdiği muahhar “Okuyorum” fiiline müteallıktır.

Bil ki: Allah’ın zâtî isimleri olduğu gibi, “Ğaffar, Rezzak, Muhyî, Mümit” gibi mütenevvi fiilî isimleri de vardır.

Bunların mütenevvi ve çok olması, ezeli kudretin kâinatın envaına nisbetinin taaddüdü sebebiyledir.

Böylece sanki “bismillah”, bu taalluk kulun kesbine medet veren bir ruh olması için kudretin tesir ve taallukunun inmesini istemektir.

Allah lafza-i celâli, iltizam yoluyla delaleti sebebiyle bütün kemâl sıfatlarını içine alan cami’ bir nüshadır. Çünkü O’nun zâtı diğer isimlerin hilafına sıfatlarını iltizam yoluyla gerektirir. Diğer alemlerde (özel isimlerde) ise bu gerektirme yoktur.

Bu iki ismin nazım ciheti:
Allah lafza-i celâlinden silsilesiyle celâl tecelli ettiği gibi, Rahman - Rahîm’den de silsilesiyle cemâl görülür.

Çünkü celâl ve cemâl iki asıl (kök) olup, her ikisinin her âlemde emir-nehiy, sevap-azap, terğip-terhip, tesbih-tahmid, havf-reca… gibi dalları teselsül etmiştir.

Ayrıca, Allah lafza-i celâli, zâtî ve tenzihî sıfatlara bir işaret olduğu gibi,
Rahîm dahi fiilî - gayrî sıfatlara bir imadır.

Rahman ise, ne ayn ne gayr olan yedi sıfata bir remzdir.

Çünkü Rahman, “Rezzak” manasınadır. O ise bekâ vermekten ibarettir. Bekâ ise, vücudun tekerrürüdür.

Vücud ise temyiz edici bir sıfat, tahsis edici bir sıfat ve tesir edici bir sıfat ister. Bunlar da ilim, irade ve kudrettir.

Rızık vermenin neticesi olan bekâ, örfen basar, sem ve kelâm sıfatlarının varlığını gerektirir. Çünkü rızık verenin görmesinin olması gerekir, ta ki rızka muhtaç olan talep etmese bile onun ihtiyacını görsün.

İşitmesinin olması gerekir, ta ki rızka muhtaç olan talepte bulunursa kelâmını duysun. Konuşmasının olması gerekir, bir vasıta ile onunla konuşsun. Bu altı sıfat, yedinci sıfat olan hayatı gerekli kılar.

Eğer desen: Büyük nimetlere delâlet eden Rahman’dan sonra dakik nimetlere delâlet eden Rahîm’in gelmesi tedelli san’atı olur. Hâlbuki belâğat, küçükten büyüğe doğru terakki san’atındadır?

El-cevab: Bu, göz için kirpiklerin, at için dizginlerin mütemmim olması gibi, sonra gelenin öncekini tamamlaması kabilindendir.

Keza, kilit için anahtar ve ruh için lisan örneğinde olduğu gibi, büyük olanın vücudu dakik olana bağlı ise, daha ileri bir terakki ifade eder.

Keza, bu makam nimetlere dikkat çekme makamı olduğundan, gizli olana dikkat çekmek daha uygun olur. Böyle bir durum, imtinan ve nimetleri sayma makamında tedelli san’atı iken, tenbih makamında terakki san’atı olur.

Eğer desen: -Emsalleri olan isimler gibi- “rikkate gelmek, acımak” gibi manalar taşıyan Rahman ve Rahîmin, ilk anlamları itibarıyla Allah hakkında kullanılmaları muhaldir. Eğer bunlardan murat bunların nihayetleri ise, mecaza gidilmesinin hikmeti nedir?

El-cevab: Bunun hikmeti müteşabihatla aynıdır. Yani bu, beşer akıllarına ilâhî bir tenezzüldür. Bu, çocukla konuşanın, onun me'lufu olan ve ünsiyet edeceği şeyler söyleyerek konuşması gibi zihinlere ünsiyet sağlamak ve fehmettirmek içindir.

Çünkü insanların ekserisi, malumatını duyularından elde ederler. Mücerred hakikatlere, ancak hayallerinin aynasıyla ve ülfet ettikleri canipten bakarlar.

Keza, kelâmdan maksat manayı ifade etmektir. Bu da ancak kalp ve histe tesirle tamam olur. Bu ise ancak hakikate muhatabın melufatının üslûbunu giydirmekle gerçekleşir ve bununla kalp, kabule hazır hâle gelir.

İndirme Linkleri
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...