İşaratül-İcaz 40. Ders - Münafığın aldatıcılığı

Münafıkın aldatıcılığı

“Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Hâlbuki sırf kendilerini aldatırlar da şuurunda değiller. Kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını kat kat yaptı. Yalanlarına karşılık onlar için elem verici bir azap vardır.” (Bakara, 9-10)

Bil ki: Nazm ciheti

Bu iki âyetteki cümlelerin işaretleri, nifak sebebiyle onları kınar, sonra nifakın çirkinliğini bildirir, sonra onların kabahatlerini anlatır, sonra nifaklarından dolayı onları tehdit eder, sonra onları korkutur, sonra onlara taaccüp ettirir, sonra onların mezkûr sözlerinden maksatlarını beyan eder, sonra sözlerinin illetini açıklar ve sonra onların nifaktan kaynaklanan,

  • Hud’a,

  • İfsad,

  • Mü'minleri sefih (kıt akıllı) görmek

  • Ve onlarla dalga geçmek

    şeklindeki dört cinayetlerinden birincisi olan hud'ayı beyan eder.

Sonra onların cinayetlerini ve hilelerini temsilî bir istiare üslûbuyla anlatır. Şöyle ki: Onlar, küfürlerini gizleyip dünyevî maksatlar için Allahu Teâlâ’nın hükümlerine, Peygambere (as) ve mü’minlere karşı iman izhar ettiler. Münafıklar Allah katında kâfirlerin en habisleri iken Allah, peygamber ve mü’minler de bir istidraç olarak onlara mü’min hükümleri uyguladı. Bunu, iki şahsın birbirini aldatması veya avcıyı hissedip bir delikten girip ötekinden çıkan avın avcı ile muamelesi şeklinde tasvir etti.

Münafıkların ilk cinayetlerini anlatan âyetlerin arasının nazmı:

Yedi cümle içinde birbirine terettüp eden zincirleme neticelerin sonucuna bak, şöyle ki:

  • Muhali talep etmeleri sebebiyle onların ahmaklığını beyan etmek,

  • sonra menfaat niyetiyle kendilerine zarar verdiklerinden sefih olduklarını göstermek,

  • sonra fayda ve zararı ayıramamaları sebebiyle cehaletlerini açıklamak,

  • sonra tınetlerinin habisliği, kendileri için sıhhat kaynağı olan kalplerinin hastalanması ve manevi hayat menbalarının ölümü sebebiyle perişaniyetlerini gözler önüne sermek,

  • sonra şifa taleb ederken daha da hasta hâle geldiklerini göstermek sûretiyle zilletlerini nazara vermek,

  • sonra sırf elem olan bir azabı tevlid eden bir elem-i mahzla onları tehdid etmek,

  • sonra da onları insanlar arasında en çirkin bir alâmet olan yalanla teşhir etmek.

Bu yedi cümlenin ittisak ve intizamına ve hükmün bunlar arasında akışına şöyle bakılabilir:

Sen birisini bir kötülükten sakındırmak ve ona nasihat etmek istediğinde, önce şöyle dersin: "Ey filan! Aklın varsa vazgeç, çünkü bu muhaldir.

Sonra kendini seviyorsan yapma, bu sana zarar verir.

Sonra hissin varsa, ne diye zararla faydayı ayırt edemiyorsun?

Sonra iraden yoksa hiç olmazsa seciyenin bozulduğunu, onda hakîkati tahrif eden bir hastalık olduğunu, tatlıyı sana acı gösterdiğini bilmen gerekir.

Sonra eğer şifa talep ediyorsan bu yaptığın senin hastalığını artırır, şifa vermez. Senin hâlin uykusuz kalıp uyumaya çalışan, bu endişeyle azıcık uykusunu da kaçıran veya kalbinde merak hastalığı ile musibetten dolayı gamlanarak bu musibeti iki musibet yapan kimseye benzer.

Sonra eğer bu yaptığınla lezzet peşinde isen, bunda büyük bir elem var, daha da şiddetli bir elemi netice verir, müzahref lezzet bulunan emsali gibi değildir.

Sonra hâlâ aklın başına gelmedi ve vazgeçmediysen geriye burnunun çirkin bir nişanla damgalanması ve fesadının diğer insanlara bulaşmaması için insanlar arasında teşhir edilmen kalır."

Bunun gibi, Allah Teâlâ ahmaklıklarını göstererek münafıkları sakındırmak için "onlar peygamberi aldatmak isterler” demek yerine “Allah'ı… aldatmaya çalışırlar.” dedi. Yani “Peygamber Allahu Teâlâ’dan bir tebliğci iken Peygamberi (as) nasıl aldatabilirler? Dolayısıyla onların hilesi Allah’a raci olur. Allahu Teâlâ’ya hile yapmak ise muhaldir. Muhali istemek ise ahmaklıktır. Böyle bir ahmaklık, cidden şaşılacak bir durumdur.

Sonra peşinden onların sefihliğini (kıt akıllı olduklarını) bildirmek için şunu getirdi: "Hâlbuki sırf kendilerini aldatırlar." Yani, “Sizin bu fiilinizde bir fayda yok, aksine zarar var. Zararı ise size döner. Böyle olunca siz, sanki kendi kendinizi aldatıyorsunuz.”

Sonra ardından onların cehaletini bildirmek için şunu getirdi: “Şuurunda değiller.” Yani, “Ey cahiller! Cansız taşlar misali oldunuz, hayvandan daha aşağı düştünüz. Fayda ve zarar arasındaki farkı hissetmiyorsunuz.”

Sonra arkasından onların cevherlerinin bozulmasıyla perişan hâllerini anlatmak için şunu getirdi: “Kalplerinde bir hastalık vardır.” Yani, “İradî bir kararlılık gösteremiyorsanız hiç olmazsa hastalığı hastalık olarak bilmeniz gerekir, ama seciyeniz bozulmuş. Nifak ve hased, ruhta bir hastalıktır. Böyle bir hastalık hakikati tahrif ve tağyir eder. Öyle ki tatlıyı acı, acıyı tatlı, siyahı beyaz, beyazı siyah zannedersiniz. Öyleyse bu maraza uymayın!”

Sonra arkasından onların zilletini göstermek için şunu ilave etti: “Allah da onların hastalığını kat kat yaptı.” Yani, "Siz bununla bir deva, gayz ve hasedinize bir şifa arıyorsanız boşunadır, çünkü bu ancak sizin hastalığınızı kat kat yapacak bir derttir. Bu hâliniz şöyle birine benzer: Biri onun elini kırar, o da intikam almak için kırık elle dövüşüp elinin kırıklığını daha da artırır."

Sonra onları tehdit için dedi: “Onlara elem verici bir azab vardır.” Yani “Eğer lezzet arıyorsanız bu nifakınızda peşinen ancak şedit bir elem var. Bu, ilerde de daha şiddetli bir elemi netice verecektir. İçinde bazı peşin, süfli lezzetler bulunan diğer masiyetler gibi değildir.”

Sonra en çirkin bir damgayla onları damgalamak için şöyle diyerek bahsi tamamladı: “Yalanlarına karşılık.” Yani, “Eğer hala uyanmadınız ve vazgeçmediyseniz, geriye ancak insanlar arasında size itimadı ortadan kaldıracak yalancılık ile teşhir edilmeniz kalıyor, ta ki bu marazınız başkalarına bulaşmasın.”

İndirme Linkleri
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...