İşaratül-İcaz 6. Ders - Din günü
Nazım ciheti: Bu iki isim, terbiyenin iki esasına işaret eder. Çünkü Rahman “rızık veren” anlamıyla menfaatleri celbe uygun düşer. Rahîm ise Ğaffar “bağışlayan” manasıyla zararları def’e münasip olur. Bu ikisi ise, terbiyenin iki esasıdır.
Allah, din gününün, yani haşir ve ceza gününün (amellerin karşılığının verileceği günün) sahibidir.
Nazım ciheti: Bu ifade, öncesinin bir sonucu gibidir. Zira rahmet, kıyamet ve saadet-i ebediyenin delillerindendir. Çünkü ancak ve ancak kıyamet gelirse ve saadet-i ebediye gerçekleşirse rahmet rahmet ve nimet nimet olur.
Yoksa en büyük nimetlerden olan akıl, insana bir musibet olur. Enva-ı rahmetin en latîflerinden olan muhabbet ve şefkat, firak-ı ebedi yani ebedi ayrılık mülahazasıyla şiddetli bir eleme tahavvül eder.
Eğer desen: Allahu Teâlâ daima her şeyin sahibi iken, burada “din gününün sahibi” şeklinde tahsisen söylenmesi nedendir?
El-cevap: Şu manaya işaret içindir: Allahu Teâlânın şu kevn u fesad âleminde koyduğu zâhiri sebepler, azametini izhar içindir. Yani aklın zâhiri nazarında eşyanın mülk cihetindeki umur-ı hasise ile kudret elinin mübaşereti görülmesin diyedir.
İşte bu sebepler hesap günü ortadan kalkar ve her şeyin melekûtiyeti safi, şeffaf olarak tecelli eder. Öyle ki her şey, Seyyid’ini ve Sani’ini vasıtasız olarak görür ve tanır.
Saatin saniye, dakika, saat ve günlerini sayan milleri arasında alâka olması gibi, "Din günü" ifadesindeki “gün” lafzı; gün, sene, insan ömrü ve dünyanın deveranı arasında açık bir münasebet olmasına binaen haşrin emarelerinden birine hads yoluyla, yani sür’atli bir intikalle bir işarettir.
Nasıl ki devrini tamamlayan bir mili gören kişi, diğerinin de -velev bir süre sonra da olsa- devrini tamamlayacağına kendi nefsinde intikalde bulunur.
Onun gibi; gün, sene ve emsalinde tekrarlanan nev'î kıyametleri gören kimse, şahsı bir nev’ gibi olan insan için haşir gününün sabahında saadet-i ebediye baharının doğmasına intikal eder.
“Din”den murat:
-Ya cezadır, yani hayra ve şerre ait amellerin karşılığının verileceği gündür.
-Veya dinin hakîkatleridir. Yani, dinin bildirdiği gerçeklerin doğduğu ve ortaya çıktığı, itikat dairesinin sebepler dairesine galebe ettiği gündür.
Çünkü Allah (azze ve celle), meşietiyle kâinatta sebepleri sonuçlara bağlayan bir nizam koydu ve insanı tabiatıyla, vehmiyle, hayaliyle bu nizamı gözetmeye ve onunla irtibata geçmeye mübtela kıldı.
Keza, her şeyi kendine müteveccih kıldı ve mülkünde sebeplerin tesiri olmasından münezzeh oldu. İnsanı da itikad ve iman yönünden vicdanıyla ve ruhuyla bu daireyi gözetmek ve onunla irtibat hâlinde olmakla mükellef kıldı.
Dünyada sebepler dairesi itikad dairesine galiptir. Âhirette ise akaid hakikatleri sebepler dairesine galip olacak şekilde tecelli eder.
Bil ki: Bu iki dairenin her biri için muayyen bir makam ve mahsus hükümler vardır. Dolayısıyla her birinin hakkının verilmesi gerekir.
Sebepler dairesi makamında iken her kim tabiatıyla, vehmiyle, hayaliyle ve sebeplerin ölçüsüyle itikad dairesine bakarsa Mu'tezile gibi düşünmeye mecbur kalır.
Ve her kim itikad dairesi makamında ve ölçüleri içinde iken ruhuyla ve vicdanıyla sebepler dairesine baksa, tembelce bir tevekkülü ve her şeyi nizama koyan ilâhi meşiet karşısında bir temerrüdü netice verir.