Mahlukatın Tesbihi

“Hiç bir şey yoktur ki O’na hamdedip tesbih etmesin.” (İsra, 44)
Bil ki: Tesbih ve ibadet her şeyde sayısız cihetlerledir. Her şeyin kendi tesbih ve ibadetinin bütün cihetlerini daima şuuren yapması lâzım değildir. Çünkü hu­sul, huzuru gerektirmez.

Mesela bazı vakitlerde bazı elektrik düğmelerine bas­ması için tutulan cahil bir işçi, kendisini ücretle tutan mâlikinin gemisinde çalı­şır. Bu kişi, ameline terettüp eden yüksek gayeleri bilemez, sadece kendisiyle alâ­ka­lı olan ücret ve mükâfat lezzetini bilir. Hatta bazan bu işin sadece bu lezzet için olduğunu tevehhüm bile edebilir.

Mesela hayvan, izdivacın gayelerinden sadece şehvetini tatmini bilir, ama onun bu cehli neslin meydana gelmesine zarar vermez ve engel olmaz. Neslin de­vamı ise, o hayvanların Mâlikinin onların izdivacında takip ettiği gayelerden sa­dece bir tanesidir.

Mesela karınca, yeryüzünü küçük canlıların cenazelerinden temizler, hâlbuki o hırsını tatmin etmekten başka bir şey bilmez. Mesela havada seyirde böceklerle yarışmak için ışıkta parlayan ipekten iplerle fe­za yüzünü, bitkilerin başlarını ve taşları süsleyen örümcek, ancak ağını örmeyi ve gitmek için üzerinde tayeran edeceği şeyi uzatmayı bilir.

Mesela saat sana o günkü ömründen ne kadar eksildiğini bildirir, ama ken­disi ancak derunundaki aletlerdeki tazyik eleminin zevalini bilir. Mesela arı mazhar olduğu ilhamın halâvetiyle kendine has bir lezzet içinde san’a­tını ortaya koyar.

Mesela nebatî, hayvanî ve insanî valideler, şefkatin lezzetiyle amel ederler, ama onların bu gayeleri bilmeyişleri kâinat evini süslendiren gayelerin husulüne za­rar vermez. Hatta bu şefkat, bu gayelerin bir çekirdeği ve mistarıdır.

Tesbih eden ve ibadet yapan mahlûkata, sadece yapacakları amelin nasıl ya­pı­lacağını bilmeleri kâfidir. Allah (azze ve celle) şöyle buyurur: “Onların her biri namazını ve tesbihini bilmiştir.” (Nur, 41) Amellerinin böyle has bir tesbih olduğunu ve o malum ibadetin sıfatını şuu­ren bilmeleri ise, lâzım değildir.

Onların amellerinde olan latîf ibadetleri ve ga­rip tesbihleri, mütefekkir ihvanlarının bilmesi yeterlidir, hatta sadece Mabud-u Mut­lakın bilmesi bile kâfidir. Çünkü onlar mükellef olmadıklarından bu tesbih ve ibadete niyetleri gerekmez. Bu durumda, amellerinin vasfına şuurları lâzım de­ğildir.

Hakîkat-i hâlde bu masnuat, manalarını ifade eden mücessem tesbih keli­me­le­ridir. Sonra bu kelimeler, kendi zâtları gibi dilleriyle müsebbihat olmuşlardır. Bu kelimelerde başka tesbih edenler de vardır. Bunda da daha başka küçük tes­bih edenler vardır. Onda da daha küçük tesbih edenler bulunur. Ve hakeza, Süb­buh- Kuddüs olan Allah dilediği şekliyle dilediği kadar tesbih ettirir. Onun celâli çok haşmetlidir ve Ondan başka ilâh yoktur.

İndirme Linkleri
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...