Vahidiyet içinde Ehadiyet
Ey nefsine, sebeplere ve dünyaya itimat eden! Bil ki: Bunlara dayandığında güneşli gündüzü bırakıp nefsindeki yıldızcığa ve gecede cüz’i ışığına dayanan yıldız böceği gibi olursun. Senin hâlin şöyle bir nefere benzer: Bu nefer, sultanın ihsan ve infakının en edna bir asker ve hayvana kadar şümullü olduğunu tasavvur eder.
Sonra da kendi kendine der: “Nimete mazhar o kadar kimseler arasında ben nerede, sultanın has nazarına ve hususî inayetine nail olmak nerede? Hâlbuki kalbim, hissiyatım hususunda bana yardım edecek ve bana sahip çıkacak bir habîb ve şefîke muhtaçtır. En iyisi sultandan başka bir dost ve bir merci edineyim.”
Sonra asker nizamı hâricinde bazı irtibat ve muamelelerin arayışına girer. Derken âsi olur, askerlikten kovulur, “fasık-ı mahrum” gibi hapse atılır ve ona denilir: “Bilmedin mi ey miskin! Padişahın hazinesi senin ve rızka muhtaç diğerlerinin bütün ihtiyaçlarına yeter.
Senin ve senin efendilerinin elinde olanlara gelince, en edna bir ihtiyacına bile kifayet etmez. Çünkü sen sayısız düşmanlar ve hadsiz emeller arasındasın. Padişahın kanunu maddiyattan mücerret olduğu cihetle, kendisinin bir neferle meşgul olması, başka neferle meşguliyetten onu alıkoymaz.
Bilakis hangi fert olursa olsun, tamamıyla ona müteveccih olur. Şayet sen askerî kadroda tek başına olsaydın muamele farklı olmazdı. Sanki sultan daima kanunu penceresinden hassaten sana nazar ediyor ve kanununu tatbik edenlerin gözleriyle seni görüyor.
Bahusus sultan da, mücerret kanunu gibi maddî değilse, bir an bile senden gafil olmaz. İhsanlarının umumiyeti içinde sana hususî bir nazarı vardır. O ihsanların veya onların keyfiyetlerinin hususi ihtiyaçlarına uygun olması, buna delildir.” Bu sırrın anahtarı şudur:
Güneşin zâtının, ziyanın temas ettiği her bir şeffaf zerreye varıncaya kadar, her şeyi kuşatan ziyanın arasından parlaması ve çeşitli eşyanın birbirine girmelerinden neş’et eden zahirî müşevveşiyetin arasından tam bir nizamın telemmu etmesi gibi, Vahidiyetin genişliği arasından da Ehadiyet telemmu eder.
Elhasıl: Senin Fatırın ve Mâlikin, sana yakın olan herkesten, her sevgiliden, her refikten ve her şefkat sahibinden daha merhametli, daha keremkâr, daha lütufkâr ve daha şefkatlidir. O seni ve sırlarını hakkıyla bilir. Senin isteklerinin en büyüğüne de en gizlisine de kadirdir. Öyleyse başkalarını bırak ve O’na tevekkül et.