Block title
Block content

AVRUPA

 
Avusturalya’dan sonra dünyanın en küçük kıtasıdır. Dünyanın toplam karalarının 1/15’ini kaplar. Kıtada konuşulan diller Hint-Avrupa ve Ural-Altay ailelerine bağlı dillerdir. Bunlar arasında İngilizce, İspanyolca, Almanca ve İtalyancayı sayabiliriz.

Kıtaya Hıristiyanlık gelinceye kadar Grek dini hâkimdi. Ancak Grek dini öncesindeki dinler hakkında kesin bir şey söylemek çok zordur. Avrupa kıtasında asıl din bu zamana kadar farklı mezheplere ayrılarak varlığını devam ettiren Hıristiyanlık’tır. Yahudiliğe az rastlanır. Güneydoğu Avrupa halkının bir kısmı Müslüman’dır. Ancak son zamanlarda Türkiye’den ve diğer İslâm ülkelerinden Müslüman işçilerin Avrupa’ya yerleşmeleri ve İslâm ülkeleriyle akademik ve kültürel ilişkilerin gelişmeyi sayesinde İslâm dini kıtada hızla yayılmaktadır.

Bu günün Avrupa halkı Hıristiyan olmasına rağmen yönetiminde—özellikle Fransız İhtilalinden sonra—daha çok eski Yunan ve özellikle Roma medeniyetinin felsefî ve siyasî yapılarının izleri görülmektedir. Yani çağdaş Avrupa’nın temel yapısında genel olarak din ikinci plana atılmış, salt akıl temel unsur olarak kabul edilmiştir.

Üstad Bediüzzaman bu yapının insan şahsiyetinin yanı sıra sosyal hayat üzerinde de bazı olumsuz sonuçlar doğurduğunu belirtir ve sosyal hayattaki olumsuzlukları beş ana temele dayandırır. Özetle şöyle der: “(1) Şu medeniyet sosyal hayatta dayanak noktası olarak kuvveti görür. Kuvvetin özelliği ise tecavüzdür. (2) Hedef olarak menfaati kabul eder. Menfaatin özelliği ise her isteğe yeterli gelmediğinden üzerinde boğuşmayı doğurur. (3) Hayat düsturunu mücadele olarak belirler. Mücadele de karşılıklı çatışmayı doğurur. (4) Topluluklar arasındaki bağı ırkçılık ve milliyetçiğin sağladığına inanır. Bu da başkasını yutmakla beslenmeyi ve onların hak ve hukukuna tecavüz etmeyi doğurur. (5) Bu medeniyetin ürünü de nefsin istek ve arzularını tatmin etmek, insanî ihtiyaçlarını arttırmaktır. İşte bundan dolayı bu medeniyet insanlığın elinden mutluluğunu almıştır.” (On İkinci Söz’den)

Ancak Üstad Bediüzzaman insanların istirahatı için çalışan, fen ve teknolojinin gelişmesi için gayret sarf eden Hıristiyan Avrupa’yı da bütün hitaplarında ayrı tutar; bunu da şu sözleriyle belirtir: “Yanlış anlaşılmasın Avrupa ikidir. Birisi İsevîlik dini hakikisinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfî san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa’ya hitap etmiyorum. Belki felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle medeniyetin seyyiâtını mehâsine zannederek beşeri sefâhate ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa’ya hitap ediyorum.” (On Yedinci Lem’a)
Paylaş
Yükleniyor...