DÂVUD (A.S.)

Dört büyük kitaptan biri olan Zebur, kendisine indirilmiş ve İsrailoğullarına gönderilmiş peygamberlerdendir. Dâvûd (a.s.), İbranice’de “en çok sevilen kişi, göz bebeği anlamına” gelir.

Dâvûd’un (a.s.) gönderildiği toplum, Calut adlı zalim bir kumandanın baskısı ve tehdidi altındaydı. Bu kumandan İsrailoğullarını perişan ederek yurtlarından sürdü. Bunun üzerine aralarında bulunan peygamberlerine giderek, kendilerine bir kumandan tayin etmesini istediler. Peygamberleri de halktan biri olan Talut’u başlarına kumandan tayin etti. “Bilin ki Allah, Talut’u size hükümdar olarak gönderdi, dedi. Bunun üzerine; Biz, hükümdarlığa daha layık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkanlar vermemişken o bize nasıl hükümdar olur? dediler. Allah sizin üzerinize onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü dilediğine verir. Allah her şeyi ihâta eden ve her şeyi bilendir, dedi.” (Bakara Sûresi, 247)

Dâvûd (a.s.), Calut’a karşı hazırlanan Talut’un kumandasındaki orduda yer aldı. Çeşitli sebeplerden dolayı, İsrailoğullarının önemli bir kısmı hazırlanan orduya katılmadılar veya sonradan ayrıldılar. Düşman ordusuyla karşılaşmak maksadıyla nehrin karşı tarafına geçtikten sonra da, “... Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler...” (Bakara Suresi, 249) Böyle düşünenlerin de ayrılmasından sonra, çok az sayıda kalan mümin birliği düşmanla savaşa tutuştu. Kendilerini muzaffer eylemesi için Cenâb-ı Hakka dua ettiler.

Savaşın sonunda Calut’un ordusunu perişan ettikleri gibi, Dâvûd (a.s.) da Calut’u öldürdü. Bu hadise ile Hz. Dâvûd’un, İsrail oğulları arasındaki itibarı arttı ve Talut, kızını onunla evlendirdi. Talut ölünce de onun yerine geçerek hükümdar oldu. Bir süre sonra da Cenab-ı Hak tarafından peygamber olarak vazifelendirildi.

Davud (a.s.), böylece hem peygamber, hem de hükümdar idi. Halkın durumunu ve devletin icraatını öğrenmek maksadıyla, kıyafet değiştirerek halkın arasına katılıyordu. doğru bilgiyi kaynağından aldı. Halkın düşüncelerini bizzat duyarak ve görerek öğrendi. Kıyafet değiştirerek halkın arasına karıştığı bir sırada, insan suretine girmiş bir melek yanına yaklaşarak; Davud’un (a.s.) yönetiminin iyi olduğunu, halkın kendisinden memnun olduğunu, ancak ailesinin geçimini devletin hazinesinden karşıladığını söyledi. Bu sözler fazlasıyla kendisini etkiledi ve Allah’a yalvararak, geçimini sağlayacak bir mesleğin, işin kendisine ihsan edilmesini diledi. Duası kabul edilerek, zırh yapma sanatı kendisine ihsan edildi. Aynı zamanda zırh yapıp giyen ilk kişi de o oldu.

Davud’un (a.s.) önemli özelliklerinden bir diğeri Zebur’u çok güzel ve seri okumasıydı. Gür ve güzel sesiyle Mukaddes Kitabı okumaya başladığında sadece insanlar değil, kurtlar ve kuşlar onu dinler, sesinden dağlar yankılanırdı. Bu sebepten dolayıdır ki, halk arasında gür ve güzel sesli olanlar için “Davudî” tabiri kullanılır. Mübarek sesiyle mest olan hayvanlar emrine amade olurlardı.
Davud’un (a.s.) en büyük mu’cizelerinden birisi demiri, her hangi bir ısıtma faaliyetine girmeden hamur gibi yumuşatıp istediği şekli vermesidir.

Rivayetlere göre Hz. Davud’un hükümdarlığı kırk yıl sürdü. Vefat ettiğinde arkasında, tıpkı kendisi gibi hükümdarlık ve peygamberliğe aday olan Süleyman’ı (a.s.) bıraktı.(bk. Süleyman (a.s.) maddesi)
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...