Block title
Block content

Dinler Arası Diyalogun, Kur'an'da Hükmü Nedir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Diyalog: İki kişinin karşılıklı konuşması ve iletişim kurmasıdır. Mesela, Kur’an, Allah ile kulları arasından bir diyalogdur. Hadisler, Peygamber Efendimiz (sav) ile insanlar arasında bir diyalogdur. İnsan, fıtrat itibari ile konuşan bir varlık olduğu için, iletişim ve sorunlarını da diyalog ile karşılıklı konuşmak ile hallediyor.

Bu diyalogun çok türleri ve çeşitleri vardır. Biri iktisadi diyalogtur. İnsanlara mal satmak ve ticaret yapabilmek iyi bir diyalogcu olmaktan geçer. İyi bir politikacı olmak , iyi bir diyalogcu olmak ile mümkündür. İyi bir idareci, iyi bir diyalogcudur. Bunun misallerini çoğaltabiliriz. İnsan hayatının her sahasına girmiş olan diyalog manası, elbette dinler arası diyalogu da meşru kılar. Tabiri diğerle, din mensupları arasındaki diyalogu mecbur ve meşru kılar.

Dinler arası diyalog ile dinler arası ittifak farklı şeylerdir.
Dinler arası diyalog, karşılıklı hoşgörü içinde iletişim kurmak demektir. Dinler arası ittifak ise, bazı ortak konularda ortak paydalarda, ortak hareket etmek demektir. Bunun da dinin özüne ve ruhuna aykırı bir durum olmaması halinde bir sakıncası yoktur. Mesela; İslam ve Hristiyanlığın ortak düşmanı olan komünizme karşı ortak mücadele etmesi ve dayanışma içinde olması, ne dinen, ne de siyaseten mahsurlu değildir. Diyalog ve ittifakın meşruluğuna dair Kur’an ve sünnette çok deliller vardır.

İslam’ın başka dinler ile birleşmesi ve karma bir din anlayışı ise batıldır.
Genelde insanların diyalog ve ittifaktan anladığı ve birbirine karıştırdığı husus, bu karma ve birleşme hadisesidir. Yani biraz şu dinden, biraz bu dinden alalım, yeni karma bir din yapalım düşüncesi ile diyalog ve ittifak taban tabana zıt şeylerdir. Böyle karma bir din anlayışı, ne tarihte vardır, ne de din mensupları bunu kabul eder. Onun için dinler arası diyalog, dinlerin karışımından çıkan yeni bir din oluşturma gayreti değildir. İslam dini o kadar kuvvetli ve hak bir dindir ki, diyalogdan zararlı değil, kazançlı çıkar. Zaten İslam, barış ve hoşgörü ortamlarında yeşermiş ve gelişmiş bir dindir.

Bir gün güneş ile rüzgar iddiaya girerler. Karşıdan gelen atlı adamın üzerindeki paltoyu kim çıkarabilir diye. İlk denemeyi rüzgar yapar. Kuvvet ve fırtınasına güvenerek tamam der. Yavaş yavaş esmeye başlar. Atlı adam bakar rüzgar çıktı.  Önü açık paltosunun düğmelerinden bir kaçını iliklemeye başlar. Rüzgar biraz daha sertleşir ve acı acı esmeye başlar. Tabi adam paltosunu daha da sıkı sıkı örtemeye başlar. Rüzgar  sinirlenip iyice fırtına halinde esmeye başlayınca, adam en sonunda atından inip bir mağaraya sığınır. Başarısız olan kaba rüzgar, sırayı güneşe devreder. Güneş latif bir sıcaklık ile hararetini bir gönderir o adam önce paltosunun düğmelerini bir bir açmaya başlar. Sonra güneş hararetini artırır ve adam paltosunu çıkardığı gibi gömleğini de açar. Güneş şiddetli ve kaba rüzgara karşı bahsi kazanır.

Aynen bu misaldeki gibi biz, İslam’ı, ecnebilere karşı güneş gibi hareket ederek anlatmamız gerekir. O zaman onlar, sinelerini ve kafalarını bize açarlar. Ama kaba yel gibi onlara sertlik ve kuvvet ile yaklaşırsak, onlar bize gönüllerini ve kafalarını kapadığı gibi, İslam’a karşı tavır alıp düşman olurlar. İşte diyalog ve barış ortamı, güneşin haline; savaş ve kaba kuvvet ise, rüzgarın haline benzer.

Kur’an ve Hadis Açısından Diyalogun Delilleri

"Yahudi ve müşrikleri mü'minlere en çok düşmanlık yapan kimseler olarak bulacaksın. "Biz Hristiyanız" diyenleri de, mü'minlere sevgide en yakın kişiler olarak bulacaksın. Çünkü, onların içinde bilgin keşişler ve ruhbanlar var ve bir de onlar büyüklenmezler."
(Maide Suresi, 5/82)

"Ey ehl-i Kitab ! Bizimle sizin aranızdaki müşterek bir kelimeye gelin ! Ancak Allah'a ibadet edelim. Hiç bir şeyi O'na ortak koşmayalım. Allah'ı bırakıp bazımız bazısını Rab edinmesin."
(Al-i İmran Suresi, 3/64)

"Zulmedenleri hariç, Ehl-i Kitap ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzda, munazara, mücadele etmeyin!" "Onlara şoyle deyin: Biz, hem bize indirilen kitaba, hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim ilahımız da sizin ilahınız da bir ve aynı ilahtır ve biz O'na gönülden teslim olduk."
(Ankebut Sûresi 29/46)

"Dininizden ötürü sizinle savaşmayan, sizi yerinizden, yurdunuzdan etmeyen inançsızlara gelince, Allah sizi, onlara iyilik etmekten, adalet ve insafı gözetmekten menetmez çünkü Allah adil olanları sever"
(Mumtehine Suresi, 60/8)

Yahudî ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır. Allah zalim topluluğa hidayet etmez"
(Maide, 5/51)

Hamdi Yazır, üstteki ayetle ilgili şöyle der: Mü'minler, Yahudi ve Hristiyanlara iyilik etmekten, dostluk yapmaktan, onlara idareci olmaktan menedilmemiş, onları veli ittihaz eylemekten, yardaklık etmekten nehyedilmişlerdir. Çünkü onlar, mü'minlere yar olmazlar.

“(Ey Muhammed) Sen (insanları) Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütlerle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.” (
Nahl Suresi, 16/125)

Allah Resûlü (s.a.s.), bir gün yoldan bir Yahudi cenazesi geçerken ayağa kalkar. O esnada yanında bulunan bir Sahâbî, “Ya Resûlallah, o Yahudi’dir” der. Nebiler Serveri (s.a.s.) hiç tavrını bozmadan ve yüz çizgilerini değiştirmeden, zamana “dur ve beni dinle” dedirtecek şu cevabı verir: “Ama bir insan!” (Müslim, Cenâiz 78, 81.)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Allah Resûlü sıfatıyla tebliğe başladığı zaman, ilk defa Mekke'de bazı Hristiyanlarla karşılaşmıştı. Hatta, Kendisine vahiy gelmeye başladığı ilk günlerinde Hz. Hatice'yi ve Peygamber Efendimizi teselli eden Varaka b. Nevfel de İncil'in el yazmalarına sahip olan bir Hristiyan’dı. (Buhârî, Bedu’l- Vahy 3.)

Peygamberimizin Hicret'ten önce ilk ilgi duyduğu ve Müslümanların hicret etmelerini arzu ettiği Hristiyan ülke, Habeşistan olmuştur. Allah Resûlü, Mekke müşriklerinin amansız işkenceleri ve tazyikleri karşısında Mekkeli Müslümanların Habeşistan'a hicretlerini arzu etmiş ve bu hislerini şu ifadelerle belirtmiştir.

"İsterseniz ve elinizden gelirse, Habeşistan'a iltica ediniz. Zira orada hüküm süren kralın topraklarında kimseye zulüm edilmez. Orası doğru ve emin bir yerdir, Allah âsân edinceye kadar orada kalın."
(M. Hamîdullah, İslam Peygamberi)

Detaylı bilgi için tıklayınız

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...