Block title
Block content

DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ (Divan-ı Harb)

 
1870 yılında kabul edilen Askeri Ceza Yasası’nın öngördüğü bir tür mahkemedir. Osmanlı Devleti bünyesinde savaş dönemlerinde hizmet veriyordu. Savaş esnasında askerî hizmetle ilgili işlenen suçları yargılamakla görevliydi. Olağanüstü yetkilerle donatılmış olan bu mahkemeler beş yargıçtan oluşuyordu.

31 Mart 1909 ayaklanması (bk. 31 Mart Hadisesi) esnasında Üstad Bediüzzaman, yayınladığı makaleler ve askerlere yaptığı konuşmalarla yatıştırıcı bir rol oynamıştı. Ancak olaya karıştığı iddia edilerek tutuklandı ve İstanbul’da bulunan Divan-ı Harb-i Örfî’de, idam talebiyle yargılandı. Daha sonra “İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi veya Divan-ı Harb-i Örfî” adıyla neşredilen savunmasının ardından beraat etti.

Bu hadiseye ismi karışan on beş kadar hoca idam edilmişti. Üstad Bediüzzaman, onlar mahkeme binasının bahçesinde asılı durdukları ve kendisi de pencereden onları gördüğü bir halde muhakeme olundu. Mahkeme başkanı Hurşid Paşa’nın “Sen de şeriat istemişsin?” sorusuna Üstad Bediüzzaman şu cevabı verdi:
“Şeriatın bir hakikatine, bin ruhum olsa feda etmeye hazırım. Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir. Fakat, ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil!”

Üstad Bediüzzaman’ın divan-ı harpteki bu kahramanca müdafaası, o zaman iki defa tab edilip neşredilmişti. O dehşetli mahkemeden idamını beklerken beraat etmiş ve mahkemeye teşekkür etmeyerek, yolda Bayezid’den Sultanahmed’e kadar, arkasında kalabalık bir halk kitlesi mevcut olduğu halde, “Zalimler için yaşasın Cehennem! Zalimler için yaşasın Cehennem!” nidâlarıyla ilerledi.
Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2068 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...