Block title
Block content

FİLİSTİN

 
Tarih öncesi devirlerden itibaren çeşitli kavimlerin göçlerle gelip yerleşmesine ve bunlara karşı harekete geçen başka üstün güçlerin pek çok istilâ ve fetihlerine sahne oldu. Bu durumun başlıca sebeplerinden birincisi, bölgenin Arap coğrafyası içinde sahip bulunduğu zengin ve stratejik bir yapıdır. Diğeri ise üç büyük ilâhî dinin gerek doğuş, gerekse gelişmesinde oynadığı önemli rol ve içinde barındırdığı kutsal yerlerdir. Filistin adıyla anılan topraklar, bu önemli özelliklerinden dolayı sürekli saldırı ve işgallere sahne olmuş, bölgeye hâkim olmak için verilen mücâdeleler dolayısıyla siyasî sınırları sürekli değişmiştir. Uzmanların çoğuna göre Filistin; kuzeyden güneye Suriye ile Mısır; batıdan doğuya Akdeniz ile Şeria nehri arasında kalan topraklardır.

Mi’rac mu’cizesinin ilk durağı olan Kudüs’ün bu bölgenin merkezi konumunda olması sebebiyle Müslümanların bu bölgeye büyük önem vermeleri Asr-ı Saâdet’e kadar uzanır. Kudüs’ün fethedilmesi ise 637 yılı Mayıs ayında gerçekleşti.

Emevîler, Abbasîler, Memlûkler ve Osmanlılar tarafından hâkimiyet altına alınan bu topraklar, l. Dünya Savaşı ile etkileri günümüze kadar uzanan bir çalkantı ortamına girdi. Arapları Osmanlı Devletine karşı ayaklandıran İngilizler bu bölgede hâkimiyet kurdular.

İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Arthur J. Balfour’un 2 Kasım 1917’de, Uluslararası Siyonist hareketin önderlerinden Lord Rotschild’e, Filistin’de Yahudilere bir “ulusal yurt” kurulması çabasının İngiliz hükûmetince destekleneceğini belirttiği bir mektup gönderdi. İngiliz Dışişleri Bakanını böyle bir mektup yazmaya iten en önemli sebep, toprakları üzerinde çok sayıda ve önemli etkiye sahip Yahudilerin yaşamakta olduğu ABD’nin sempatisini ve Almanya’ya karşı yürütülen savaşta katkısını sağlamaktı.

Siyonist liderlerden H. Weizman ve N. Skolov’un ısrarlı çabaları ile yayımlanan bildiri, ileride bu bölgede bir Yahudi devletinin kuruluşu için bir dayanak olacaktı.

Filistin üzerindeki İngiliz Mandası, Milletler Cemiyeti tarafından 24 Temmuz 1922 tarihinde tanındı. Bunun sonucunda Filistin yoğun bir Yahudi göçüyle karşılaştı. Bu göçlerle, l. Dünya Savaşının sonunda 60-80 bin kadar olan Yahudi nüfusu, Manda idaresini takip eden 10 yıl içerisinde yaklaşık 110.000’e çıkmıştı ki, bu rakam, toplam nüfusun %17’si demekti. Halbuki 1923’te Yahudiler tüm nüfusun %11’ini oluşturuyordu. Sonraları, İngiliz yönetiminin sağladığı kolaylıklarla hızlanarak devam eden bu göç, İngiliz Mandası ile İsrail devletinin kuruluşu için gerekli altyapıyı sağladı. Hitler’in Yahudilere karşı yürüttüğü politikalar sonucunda bölgeye gelen göçmenler, Filistin’i mandası altında bulunduran İngiltere ve ardından ABD’nin de desteğiyle ll. Dünya Savaşı sonrasında, 14 Mayıs 1948’de kendi devletlerini kurdular.

Filistin’deki Yahudi nüfusun artışı bir süre sonra iki toplum arasında gerilimi artırdı ve bu gerilimin ana merkezi de Kudüs oldu.
Paylaş
Yükleniyor...