Block title
Block content

Firuzâbâdi

 

1329 yılında İran’ın Şiraz vilâyetine bağlı Kazerun kasabasında dünyaya geldi. Ailesi hakkında fazla bir bilgi mevcut değildir. Ancak, babası Yakub’un dil ve edebiyat âlimi olduğu bilinmektedir.

Firuzâbâdi, ilk eğitimini babasından aldı. Henüz yedi yaşında iken Kur’ân-ı Kerimi ezberleyerek hâfız oldu. Bir yıl sonra da Şiraz’a gitti. Burada hem babasından, hem de diğer âlimlerden Arap dili ve edebiyatı derslerini aldı. Bunun dışında diğer ilim dallarında da eğitim gördü.

O dönemin ilim merkezlerinden olan Vasıt’ta kıraat dersleri aldı. Bağdat’ta bulunan Nizamiye Medresesi müderrisi ve aynı zamanda Bağdat kadısı olan Abdullah bin Bektaş’tan uzun süre ders aldı. Yine ilim öğrenmek amacıyla önce Şam’a, ardından Ba’lebek, Hama, Halep ve Kudüs şehirlerine gitti. Yaklaşık on sene Kudüs’te kaldı. Bu zaman zarfında ilim meclislerine devam ettiği gibi, burada bulunan medreselerde ders vermeye başladı.

Tanınmaya ve kısa süre zarfında şöhret bulmaya başlayan Firuzâbâdi’den ders almak isteyenlerin sayısı giderek arttı. Gazze, Remle ve Kahire gibi yerlere giderek buralarda bulunan âlimlerle tanıştı. Mekke’ye giderek buradaki âlimlerden hadis eğitimi aldı. Bunların dışında doğu ve batıda birçok yeri gezip dolaştı. Böylece çok sayıda âlimden muhtelif ilim dallarında dersler alarak kendisini yetiştirdi.

Firuzâbâdi, dolaştığı yerlerin yönetici ve devlet adamlarından yakın ilgi gördü. Bağdat hakiminin daveti vesilesiyle Bağdat’a gittikten sonra buradan İran ve Hindistan’a da geçti. Deniz yoluyla Yemen ve Aden’e uğrayarak bir süre buralarda kaldı. Daha sonra Mekke’ye geçti. 1395 yılında Yemen kadılığına tayin edildikten sonra, bir süre bu görevi sürdürdü. Kadılığı sırasında ders vermek suretiyle bir çok talebe yetiştirdi. Yemen Sultanı Melik Eşref İsmail kendisine büyük bir yakınlık gösterdi ve kızıyla evlendirdi. Bu gelişmelerden sonra yaklaşık yirmi yıl Yemen’de kalarak İslâmî hizmetlerde bulundu.
Firuzâbâdi, seyahatlerini mümkün mertebe verimli geçirmeye büyük gayret gösterdi. Dolaştığı yerlerde bulunan tanınmış âlimlerin ilminden istifade etmeyi ihmal etmedi. Karşılıklı fikir alıverişlerinde bulundu. Ayrıca birçok devlet büyüğü ile görüşme fırsatını elde etti. Anadolu’ya geldiğinde Yıldırım Bayezid tarafından yakın ilgiyle karşılandı. Bursa’da Osmanlı Sultanı ile görüştü.

Hayatını ilme adayan, yazdığı eserleriyle asırlar boyunca ilim dünyasına katkı sağlayan Firuzâbâdi, 1415 yılında kadılığını yaptığı Zebit’te vefat etti.

Kamusü’l-Muhit adlı büyük sözlüğü ile tanınan Firuzâbâdi, bu büyük çalışmasının dışında bir çok ilim dalında da kendini yetiştirdi ve eser yazdı. Hadis, fıkıh, tefsir ve tarih ilimleriyle de meşgul oldu.

Üstad Bediüzzaman, Rumûzât-ı Semâniye’yi yazdıktan sonra Firuzâbâdi’nin tefsirinde yer alan “hurufat ve kelimat-ı Kur’âniyeye dair beyanatına” baktığını söyler.

Firuzâbâdi’nin çok sayıda eser kaleme almış olduğundan söz edilmektedir. Ancak, bunların tamamı günümüze kadar ulaşmamıştır. Kaleme aldığı eserlerin büyük kısmı tefsir ile ilgilidir. Diğerleri ise hadis, biyografi, coğrafya, akaid, fıkıh ve tarih ilimleri ile alâkalıdır. En meşhur eseri Kamusü’l-Muhît adını taşıyan sözlük çalışmasıdır. Arapça’dan Arapça’ya bir sözlük olan bu eserde 40 bin kelime yer almaktadır.

Tenvirü’l-Mikyâs min Tefsîri İbni Abbâs adlı eserden Risale-i Nur’da kısaca, el-Mikyâs olarak söz edilmektedir. Eser İbn-i Abbas’a dayandırılan ve değişik eserlerde yer alan hadislerin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmıştır.

Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1221 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...