Block title
Block content

İBRAHİM (A.S.)

 
Kur’ân-ı Kerimde kendisinden en çok bahsedilen peygamberlerdendir. Doğduğu yerle ilgili çeşitli görüşler vardır. Ahvaz bölgesindeki Sus; Babil’deki Kusa; Kesker sınırındaki Verka ve Urfa isimleri bunların başında gelir.

Hz. İbrahim’in doğumu, Nemrud’un (bk. Nemrud maddesi) hâkimiyeti zamanına rastlar. Nemrud ve kavmi Sabie dininine inanıyorlardı. Bunlar yıldızlara, ay’a, güneşe ve putlara tapıyorlardı.

Hz. İbrahim’in (a.s.) doğmasına yakın sıralarda Nemrud’un müneccim ve kahinleri, o sene bölgede bir erkek çocuğun doğacağını, halkın inandıkları dini değiştireceğini ve kendisinin saltanatına son vereceğini söylediler. Bunun üzerine Nemrud, bütün kadınların bir araya toplanmasını, doğacak erkek çocukların tamamının öldürülmesini emretti. Bunun üzerine eşi hamile olan Azer, eşini alarak şehir dışındaki mağaraya götürdü. İbrahim (a.s.) burada doğdu.

Bir süre sonra Nemrud bu kehaneti unuttu. Bunun üzerine İbrahim (a.s.) mağaradan çıkarılarak şehre getirildi. Bu gelişmenin ardından gördüklerini babasına sormaya başladı.

Yıldızları, ayı ve güneşi ilk gördüğünde “Rabbim budur” dedi, ama kısa bir süre sonra gördükleri birer birer sönünce, “Ben böyle sönüp batanları sevmem” diyerek ilâh olmadıklarını anladı. Aynı soruyu babasına sorduğunda sırasıyla “Senin rabbin annen, annenin ben, benim rabbim ise Nemrud” diyerek cevapladı. Nemrud’un rabbi kim diye soran İbrahim’e cevap veremeyen babası, kızarak susmasını söyledi.

Azer, put yapıp satarak geçimini sağlayan bir insandı. Yaptığı putları çocuklarına verip çarşıda sattırıyordu. İbrahim (a.s.) büyüyünce ona da put verip satmasını söyledi. Ancak o, pazarda dolaşırken, “Fayda ve zarar vermekten aciz olan putları kim satın alır?” diyerek putlarla alay ediyordu.

İbrahim (a.s.) peygamber olarak görevlendirildiğinde, ilk önce babasını imana davet etti (bazı âlimlere göre bu şahıs babası değil amcasıdır). Daha sonra diğer insanlara putlara, gök cisimlerine, sembollere tapmanın ve onlardan medet ummanın mânâsızlığını anlattı.

Bütün gayretlerine rağmen insanlar puta tapmaya devam ediyordu. Bir defasında putların bulunduğu mekâna giderek hepsini kırdı. Elindeki baltayı da büyük putun boynuna astı. Bu durumu gören putperestler, İbrahim’den (a.s.) başka kimsenin bu işi yapmayacağını düşündüler ve onu hemen hesaba çekmeye başladılar. “Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Hadi onlara sorun” cevabını veren İbrahim (a.s.) hemen hapse atıldı.

Daha sonra Nemrud, İbrahim’i (a.s.) insanların önünde küçük düşürmek maksadıyla yanına çağırdı. Rabbini sordu. Hayatı veren ve alan Allah’a inandığını söyledi. Nemrud da aynı şeyi yapabileceğini söyledi ve getirttiği iki adamdan birini öldürdü. Diğerini de serbest bırakarak ilâh olduğunu iddia etti. Hz. İbrahim, “Benim Rabbim olan Allah, güneşi doğudan doğduruyor; sen de batıdan doğdur da görelim. Eğer iddia ettiğin gibi ilâh isen buna gücün yeter,” dedi. Böylece cevap veremeyen Nemrud’un kendisi adamlarının yanında küçük düştü.

Mağlubiyeti hazmedemeyen Nemrud, İbrahim’in (a.s.) ateşe atılmasını emretti. Büyük bir ateş hazırlandı ve ateşe atıldı. Bunun üzerine; “Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlikli ol!” (Enbiya Sûresi, 69) İlâhî fermanı ile ateş Onu yakmadı.

Kendi bâtıl dinlerinde kalmakta ısrar eden kavmin yaptığı zulümlerden sonra, Allah’ın da izniyle, İbrahim (a.s.) kavminden ayrılıp hicret etti. Yanında hanımı Sâre, kardeşinin oğlu Lût ve çok az sayıda mü’min vardı. İnananlar, bölgeden ayrıldıktan sonra geride kalanlar sivrisineklerin istilasına uğradılar. Bir sivrisinek de Nemrud’a musallat oldu. Böylece ilâhlık dâvâ eden birisi küçük bir sineğe mağlup oldu.

Hz. İbrahim’in, ileri yaşına rağmen hiç evlâdı yoktu. Allah’a, salih bir evlâd nasip etmesi için dua etti. Duası kabul edildi ve Hz. İsmail dünyaya geldi. Hz. İbrahim, oğlu İsmail ve annesi ile birlikte Mekke’ye doğru yola çıktı. Ailesini, bugünkü Kabe’nin bulunduğu yere, Zemzem Kuyusunun yakınındaki bir ağacın yanına bıraktı. Daha sonra onun soyundan Peygamberimiz (a.s.m.) dünyaya geldi. İshak isminde başka bir oğlu daha dünyaya geldi. Onun soyundan da İsâ’ya (a.s.) kadar birçok peygamber geldi.

Cenâb-ı Hak, Hazreti İbrahim’i büyük bir imtihana tabi tutarak oğlunu kurban etmesini istiyordu. Bu zor imtihanı vererek kurbanı gerçekleştirme teşebbüsüne giriştiyse de, Allah, evladını kesmesine müsaade etmeden kurbanını kabul etti.
Hz. İbrahim, cömertliği ve misafir sevgisi yüzünden “Ebu’l-Adyâf” (Misafirlerin Babası) diye anılmıştır. Misafir gelmediği günlerde çarşılara çıkıp misafir arıyor, yoldan geçen yolcuları evine davet ediyordu. Türkçe’deki “Halil İbrahim sofrası, Halil İbrahim bereketi” gibi deyimler ona izâfeten söylenir.

Hz. İbrahim’e Kur’ân-ı Kerimde “Halîl” (Allah’ın Dostu) ünvânı verilmiştir. Diğer semâvî dinlerde de kendisine hürmet edilir. Misvak kullanmak, sünnet olmak, tırnak kesmek gibi fiiller Hz. İbrahim’in sünnetlerindendir. Kâbe’yi bina eden, İslâmın diğer şartlarının yanı sıra hac ibadetini yapan ve öğreten, insanları Allah’ın evine davet eden de Hz. İbrahim’dir.

Hz. İbrahim’e İlâhî hakikatlerin daha ziyade temsiller yoluyla anlatıldığı on sayfalık kutsal bir metin indirilmiştir.
Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2544 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...