AKLIN DA BİR HAKKI VAR

Üstad, Lemeat adlı eserinde “Mâdem ‘El-hakkuya’lu’ haktır, neden kâfir Müslime kuvvet hakka galiptir?”(1) sorusuna verdiği çok enteresan cevapların bir yerinde “Kuvvetin bir hakkı var bir sırr-ı hilkati var.” buyurur.

Bu noktadan hareketle diyebiliriz ki, aklın da bir hakkı, bir sırr-ı hilkati vardır. Yani, nasıl ki hayatın hakkı olan “görmenin, işitmenin, rızkın verilmesinde” insanla hayvan, yılanla bülbül fark etmiyorsa, aklın hakkının verilmesinde de bu kaide geçerlidir. Aklını yerinde kullanan kişiye, -mümin olsun, kâfir olsun- onun hakkı verilecektir, nitekim veriliyor da.

Kâfir, aklını yerinde kullanarak Allah’ın bu âlemdeki birçok hârika sanatlarını sergilemekle, yer altındaki madenlerden ışınlar âlemine kadar nice varlıklardaki hikmetleri ortaya koymakla, hücrelerden, atomlara, genlere kadar çok ince sanatları insan idrakine sunmakla ve böylece insanları hayrete, takdire ve şükre sevk etmekle önemli bir hizmet yapmış oluyor. Onun bu hizmetleri karşılıksız kalmayacak ve bu dünyada hizmetlerinin karşılığını görecektir. Ancak, iman etmediği takdirde bu hizmetleri onun cennete girmesine yetmeyecektir. Zîrâ cennete girmenin şartı fen ve sanat değil, iman ve sâlih ameldir.

Nur Risalelerinde defalarca belirtildiği gibi; insana cüzi irade verilmiş ve imtihan sırrına binaen bu iradesini ölünceye kadar dilediği gibi kullanabilmesine imkân tanınmıştır. İradesini küfür ve isyanda kullananlara da imtihan süresince müdahale edilmemektedir.

Şunu da ifade edelim ki, insanlara faydalı işler yapan bir kâfirle, beşeri yoldan çıkarmaya çalışan, zalim, sefih ve anarşist bir kâfirin cehennemde görecekleri azap aynı olmayacaktır.

(1) bk. Sözler, Lemeât.

Yükleniyor...