GÖLGELER ÂLEMİNDEYİZ

“Bize gösterdiğin nümunelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarını göster.”(1)

Cenab-ı Hakk’ın zatı hiçbir varlıkta tecelli etmez. Tecelli eden sıfatları ve isimleridir. Bu tecelliler de o isim ve sıfatların bizzat kendileri değil, aynadaki görüntüler nev’inden, bu isimlerin ve sıfatların gölgeleridir.

Bir tek örnek verelim:

Allah’ın kudreti sonsuzdur, sonsuz kudret ise hiçbir varlıkta tecelli etmez, çünkü her varlık, her şeyiyle sınırlıdır. Allah’ın sıfatları için tecezzi ve inkısam, yani parçalara ve kısımlara ayrılmak da söz konusu olmadığına göre, bir varlıktaki kudret tecellisini İlâhî kudretin aynı olarak düşünmemiz de mümkün değildir. Geriye tek şık kalıyor: O varlığın kendisi gibi kudreti de mahlûktur, yeniden yaratılmıştır. Bu mahlûk kudret, İlâhî kudret ile yaratılmıştır, ama o kudrete hiçbir cihetle benzemez.

“Hiçbir şey onun misli gibi değildir.” (Şûrâ, 42/11) âyet-i kerimesi varlıkların zatları için olduğu gibi sıfatları için de söz konusudur. Yani, hiçbir varlığın hiçbir sıfatı da İlâhî sıfatlara benzemez.

Kâinata kitab-ı kebir ve onda yazılan varlıklara da kelimât-ı kudret denilmesinden hareketle şunları söyleyebiliriz:

Bir kitabın kelimelerine hayat, ilim ve kudret gibi sıfatlar takılsa, bu sıfatların hiçbiri kâtibin sıfatları cinsinden olamaz. Zira yazının mahiyeti başka, kâtibin mahiyeti daha başkadır.

Meselâ, güneş ve insan bu kâinat kitabında birer kelimedirler. Bu kelimelerin her birinin de kendi mahiyetine uygun sıfatları vardır. Güneşte cazibe kuvvetini yaratan da Allah’tır, insan ruhuna kudret sıfatı takan da. Bu sıfatların her ikisi de mahlûkturlar ve her ikisi de Allah’ın kudretine benzemezler. Zira Allah’ın varlığı vacib, bunlarınki mümkin olduğu gibi, Allah’ın kudreti “vacib kudreti” bunlarınki ise “mümkin kuvveti ve kudretidir.”

Güneşin aynadaki tecellisi güneş değildir. O aynadaki ışık güneş ışığının bir gölgesi hükmündedir. Yani, aynada görülen ışık, güneş ışığından haber verir, ancak derece itibariyle onun ışığı, zat ile gölge arasındaki farklılık kadar güneş ışığından uzaktır, farklıdır.

Güneş ve kabarcıklar örneği, Allah’ın bütün isimleri için müstakil olarak değerlendirildiğinde çok farklı tefekkür ve ibret tabloları ortaya çıkar.

Bin bir esmâdan sadece birkaç örnek verelim:

Rezzak ismi bir güneş gibi... Her asırda yeryüzü sofrasından yiyip içen sayısız denecek kadar çok canlı, ölüm kanunuyla bu sofradan uzaklaştırılıyorlar. Artık ne tat alacak dilleri kalıyor, ne hazmedecek mideleri. Onların yerine yeni misafirler yaratılıyor, yeni rızıklar yaratılıyor ve bu misafirlere verilen yeni ziyafette Rezzak ismi ayrı bir aynada yine parlıyor ve kendini gösteriyor. İşte rızıkların değişip yerlerine yenilerinin yaratılması, Rezzak isminin bu yeni rızıklarda da aynen tecelli etmesi, bu ismin devam ve bekasını gösteriyor.

Basîr ve Semi’ (görücü ve işitici) isimleri de ayrı birer manevî güneş gibi.

Allah gözler ve kulaklar âlemini yaratıyor. Her canlıya göz ve çift kulak takıyor ve bu mucize eserlerini onlarda sergiliyor. Her asırda, hatta her senede, her günde nice gözler sönüp gidiyor ve nice kulaklar işitemez oluyor. Allah onların yerine yeni gözler ve kulaklar yaratıyor. Bu ise Basîr ve Semi’ isimlerinin devam ve bekasını gösteriyor.

Hidâyet ayrı bir güneş, iman nuruyla nurlananlar bu dünyaya sırayla gelip kayboluyorlar. Onların yerine yeni misafirlerin hidâyete ermeleri, Hâdi isminin devam ve bekasını gösteriyor.

Örnekleri artırabiliriz...

(1) bk. Sözler, Onuncu Söz, Beşinci Suret.

Yükleniyor...