KÜFRÜN ÜÇ BÜYÜK CİNAYETİ

“ … Küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir. Fakat o tek seyyie, bütün kâinatın tahkirini ve bütün esmâ-i İlâhiyenin tezyifini, bütün insaniyetin terzilini tazammun eder.”(1)

Üstat Hazretleri bu meselenin devâmında “şu mevcûdatın âlî bir makâmı, ehemmiyetli bir vazîfesi” olduğunu ifâde ediyor ve bunu “Zîrâ onlar, mektûbat-ı Rabbaniye ve merâyâ-yı Sübhâniye ve memûrîn-i İlâhiye’dirler.” cümlesiyle açıklıyor.

Her varlık bir Rabbanî mektuptur. Bir harf bile kâtipsiz olamazken bir mektup nasıl kâtipsiz olur!?. Kaldı ki, kâinâttaki varlıklar bizim mektuplarımıza hiç benzemez. Onlar Rabbanîdirler, yani yazılan her harf, her kelime, her cümle İlâhî bir terbiyeden geçmiştir.

Mesela, “elma” kelimesi kâtipsiz yazılamayacağı gibi Rabbanî bir kelime olan gerçek elma da Hâlık’sız, Sani’siz olamaz. Gerçek elma bir terbiyeden geçmiştir ve bu terbiye bütün bir âlemin ortak çalışmasıyla gerçekleşmiştir. Bu “elma” kelimesinin yazılması için topraktan, sudan, bahara, yağmura, güneşe kadar çok şeyin vazife görmesi gerekmiştir. Bizim yazdığımız “elma” kelimesinin kâinatla bir ilgisi yoktur, bir terbiyeden geçmemiştir, dolayısıyla o elma kelimesinden elma faydası edinilmez.

Diğer taraftan mevcudât “merâyâ-yı Sübhâniye’dirler.” Allah’ın isimlerine aynalık ederler; o isimleri gösterir, o sıfatları bildirirler.

Ve bütün bu varlık âlemi “memûrîn-i İlâhiye’dirler.” Kendilerine verilen görevi noksansız ve mükemmel olarak yerine getirirler.

İşte böyle üç ana maddede özetlenen yüksek hizmetleri göremeyen insanlar, mevcûdatı “ehemmiyetsizlik, kıymetsizlik, hiçlik mertebesine” indirmekle onlara hakaret etmiş olurlar.

Küfrün “bütün esmâ-i İlâhiyenin tezyifi”:

Bir varlık, ehemmiyetsiz ve vazifesiz olarak görüldüğünde o varlıkta tecelli eden isimler de okunamaz olur. Âlemdeki her varlık hikmetli yaratılmıştır. Bu hikmetli yaratılış, rahmeti ve inayeti netice vermiştir.

Kâinâtın bir küçük misali olan kendi varlığımıza nazar edelim. Organlarımızdan da örnek olarak “gözümüzü” düşünelim. Bu gözdeki ince ve derin hikmetler, tıp ilminde ayrı bir saha olarak ele alınmış ve göz üzerinde nice kitaplar yazılmış, araştırmalar yapılmış ve nice tebliğler sunulmuştur. Bunlar nazara alınmadığında, gözün İlâhî bir sanat ve Rabbani bir mu’cize olduğu bilinmez ve onda Allah’ın Basîr (görücü, gören) isminin tecelli ettiği hakikati nazarlardan gizlenir. Bu ise Basîr ismini tezyiftir, yani o ismi önemsememek, dikkate almamaktır.

Mevcudâtı bu mânada değerlendirmeyen insanlar, insanlık şerefinden de mahrum kalır, âyet-i kerîmede haber verildiği gibi hayvandan daha aşağı düşerler. Bu ise, “bütün insaniyetin terzili” demektir. Allah’ın, ahsen-i takvîmde yarattığı ve bütün esmâsını tecelli ettirdiği bu en şerefli mahlûk, küfür sebebiyle hayvandan çok aşağı düşer. Zira hayvan, aklı olmamakla birlikte, kendisine verilen görevleri harfiyen yerine getiren itaatkâr bir memurdur. Bu vazifeleri görmekle bir nevi ibadet etmekte, ayrıca kendine mahsûs tesbîhini yapmaktadır.

Allah’a inanmayan, O’nun farz kıldığı görevleri yerine getirmeyen, bununla da kalmayıp imana, ibadete, ahlâka cephe alan, insanları küfür ve dalâlet yoluna sevk eden insanlar elbette hayvandan daha aşağıdırlar. Üstat Hazretleri insanları küfür yoluna sevk edenler hakkında; “Cinnî şeytana üstatlık eden ey şeytan-ı insî!..” demekle, onların şeytandan da aşağı olduklarını ifade etmiş oluyor.

(1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Mebhas.

Yükleniyor...