NURDAN MAHLUKLAR

Melâike, hem “elçi”, hem de “kuvvet” mânasına gelir. Nûranî ve latîf cisimlerdir. Çeşitli şekillere girebilirler.

Vazifeleri sadece tesbîh ve ibadet olan melekler olduğu gibi, dünyanın işlerini gören melekler de vardır.

Üstat Hazretlerinin de ifade ettiği gibi, “Nihâyetsiz melâike envâı” mevcuttur.

Tefsir âlimleri bu nevilerden en meşhurlarını şöylece sıralamışlardır:

- Arşı taşıyanlar, Kürsiyi taşıyanlar, Arşın etrafında Rablerine devâmlı hamd ve tesbîh edenler, peygamberlere vahiy getirenler, ruhları kabzedenler, amelleri yazanlar, cennet ehline hizmet edenler, cehennem ehline azap verenler, dünyanın işleriyle görevli olanlar, harplerde Müslümanlara yardım edenler, şuursuz zikirleri şuurla temsil edenler ...

Meleklerin kuvvet sahibi olduklarına ve bu kuvvetleriyle iş gördüklerine delil olarak Arşı ve kursiyi taşımaları, İsrafil (as)’in sura üflemesiyle göklerde ve yerde olan herkesin ölmesi, Cebrail (as.)’in Lût kavminin dağlarını ve beldelerini yerinden sökmesi gösterilmektedir.

Ankebût Sûresinde şöyle buyrulur:

“Artık hepsini de kendi günahlarıyla yakaladık. Onlardan bazıları üzerine bir rüzgâr gönderdik ...” (Ankebût, 29/40)

Ayette, “yakaladık, gönderdik” gibi çoğul ifadelerin kullanılması iki şekilde yorumlanıyor: Birisi Cenâb-ı Hak izzet ve azametine böylece dikkatleri çekiyor. Türkçemizde, bir kişiye hürmet maksadıyla “sen” yerine “siz” diye hitap etmemiz gibi.

İkinci mânaya göre, Allah bu kahırları meleklerine emrederek icra etmiş, çoğul ifade kullanmakla onların da bu işte görev yaptıklarına ve kuvvetlerini kullandıklarına işaret etmiştir.

Meleklerin kuvvetleri olmakla birlikte bu kuvvetlerini ancak Allah’ın izniyle ve sadece emredildikleri zaman kullanırlar. Bunun dışında, vazifeleri sadece nezaret etmektir. “Esbab bir perdedir, iş gören kudret-i Samedaniyedir.” hakikati bir yönüyle meleklerin iş görmelerine de örnek olabilir.

Bunun en açık örneği Azrail Aleyhisselamın ruhları kabzetmesinde görülür. Ayet-i Kerîmede rûhları Allah’ın aldığı beyan edildiğine göre, Azrail’in vazifesi sadece bu İlâhî icraatı müşahede etmekten ibaret kalır. Ölüm meleği, ruhları Allah’ın verdiği kuvvetle ve O’nun emriyle aldığından bu icraatı bizzat Cenab-ı Hak yapıyor demektir.

“Allah, (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. ...” (Zümer, 39/42)

Meleklerin nevileri nihâyetsizdir. Zira, bu kâinâtta, özellikle de yeryüzünde Cenâb-ı Hakk’ın birbirinden güzel ve sanatlı sonsuz eserleri sergilenmektedir. İnsanların ve cinlerin bu sonsuz eserleri temaşa etmeleri yeterli olmuyor. Bu görevi ancak, nihayetsiz melaike envâı yapabilir.

Üstadımızın ifâde ettiği gibi, “bir katre yağmura müekkel olan melek, şemse müekkel meleğin cinsinden değildir.”(1)

Kâinâtın bir küçük misali olan insan üzerinde konuşacak olursak, insanın her bir organı ayrı bir sanat mucizesidir. İnsan bedenini anlamak için birbirinden farklı bilim dalları teşekkül ettiği gibi, o organlardaki sanat inceliklerine karşı tesbih, tekbir ve hamd ile mukabele edecek melekler de birbirinden farklı olacaktır. İnsanın tüm bedenine müekkel bir melek olduğu gibi, her bir organına, belki her bir hücresine müekkel melekler de bulunacaktır.

Melekler kendilerine verilen görevleri büyük bir zevk ile yerine getirirler.

“Fakat onların nefs-i amellerinde bir zevk-i mahsûsaları var. Nefs-i ibâdetlerinde derecâtlarına göre tefeyyüzleri var.”(2)

Bir canlı türünün hayattan aldığı zevki bir başka tür canlı bilemez. Biz de meleklerin nefs-i amellerinde yani yaptıkları işlerde nasıl bir zevk duyduklarını hakkıyla bilemeyiz.

Yapılan bir işten alınan zevk iki yolla olur. Birisi o işten alınacak ücret dikkate alınır ve onun hayaliyle o iş zevkle yapılır. Diğeri ise işi yapmaktan bir zevk duyulur ve o iş sevilerek yapılır. Meleklerin, ibadet etmekten aldıkları zevk ve feyiz bu ikinci gruba girer.

İnsanların işlerinden bir örnek verelim. Bir mühendisten büyük bir ücret karşılığında bir plan çizmesi istenir. O mühendis plan üzerinde zevk ile çalışır. Bu zevkin kaynağı o işten kazanacağı gelirdir. Öte yandan bir ressam, hiçbir ücret karşılığı olmaksızın, sadece resme olan düşkünlüğünün sevkiyle bir resim üzerinde çalışır. Bu çalışmadaki zevkin kaynağı, resim yapma işinin bizzat kendisidir.

İşte meleklerin amellerinde ve ibadetlerinde bu ikinci şık söz konusudur. Allah’ın emrettiği işleri görmek ve O’na ibadet etmek o nûranî varlıklar için büyük bir zevktir.

Namazını cennet ve ebedî saadet için değil, sadece Rabbinin rızası için kılan, O’nun huzurunda durmaktan ve O’na hitap etmekten zevk duyan bir insan-ı kâmîlin ibadeti de o meleklerin ibadeti gibidir. Hatta onlardan çok daha ileri olabilir.

Melekler yaptıkları ibadetten bir feyiz almakla birlikte, makamlarında bir değişme olmaz. Zira terakkinin kaynağı nefis ve şeytanla mücahededir. Meleklerde kötülüğü emreden bir nefis yoktur ve şeytan onlara yanaşıp vesvese veremez. İbadetlerini severek, büyük bir şevk ve iştiyakla yaparlar.

İnsan, mesela, su içmeye muhtaçtır ve içerken bir lezzet alır. Meleklerin ibadetleri de bir yönüyle buna benzer. Onlar ibadet etmeye, adeta muhtaçtırlar. İbadetlerini, daha ileri bir makama ermek için değil, o amelden ve ibadetten aldıkları zevk ve şevk ile yaparlar.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz.
(2) bk. age., Yirmi Dördüncü Söz.

Yükleniyor...