YAKÎN VE MERTEBELERİ
“Hem yüzer mu’cizât-ı bahirelerine ve ,..., müşahedelerine ve ilmelyakîn ve aynelyakîn derecesinde bulunan itikatlarına ve imanlarına binaen saâdet-i ebedîyeyi insanlara müjdeliyorlar.”(1)
Yakîn, “şüphesiz, tereddütsüz, kati ve tahkiki iman” demektir. Bazı kimseler ilmelyakîni zayıf veya taklidi bir iman, aynelyakîni ondan daha ileri, hakkalyakîni ise en ileri iman olarak değerlendirirler. Halbuki söz konusu her üç mertebe için de “yakîn” kelimesi kullanılıyor. O halde, her üç mertebede bulunan zâtların imanları da tahkikî imandır ve bu ifadeler tahkikî imanın mertebeleri şeklinde anlaşılmalıdır.
İlmelyakîn, bir şeyi iki kere iki dört eder gibi kesin bilmek; aynelyakîn, o hakikati ‘gördüğümüz bir şeyi bildiğimiz gibi’ kesinlikle bilmek, hakkalyakîn ise yine o şeyi ‘bizzât yaşadığımız bir hâli -mesela hayat sahibi, akıl sahibi olduğumuzu- bilmek’ derecesinde kesin bilmektir.
Her üç bilmedeki deliller arasında derece farkı vardır. Şu var ki, “yaşadığımız bir hâli bilir gibi bilmek” başka, bizzât yaşamak daha başkadır. Meleklere imanda hakkalyakîne bu ikinci mânada ulaşmamız için melek olmamız gerekir.
Bu gibi yanlış anlamalara meydan vermemek için âlimlerimiz “yakîn” kelimesini “delilin kuvvet derecesi” olarak yorumlamışlardır.
Bu üç mertebenin de yine sayılamayacak kadar çok dereceleri vardır. Metinde geçen, “ehl-i keşfiyatın ilmelyakîn ve aynelyakîn derecesinde bulunan itikatları” ifadesinden de anlaşılacağı gibi, keşif ehli büyük zâtlar arasında da yine mertebe farkı vardır; bir kısmı ilmelyakîn, diğerleri aynelyakîn derecesinde olabiliyorlar.
Bu ifadenin bir alt paragrafında; “ahirete imanın, enbiya için hakkalyakin derecesinde, asfiyalar için aynelyakîn, evliyalar için ise ilmelyakîn derecesinde olduğu” ifade edilmiştir.
Bu üç seçkin grup arasındaki derece farkları böylece ifade edilmekle birlikte, bu ifadeden “peygamberler dışında hiç kimsenin hakkalyakîn imana sahip olamayacakları” gibi bir mâna çıkarmak da yanlış olur. Nitekim bütün sahabelerin imanları hakkalyakîn derecesindedir. Bununla beraber onlar arasında da yine farklı dereceler vardır.
Şunu da önemle belirtelim ki, metinde geçen “ilmelyakîn ve aynelyakîn derecesinde” ifadesinden, burada geçen zatların hakkalyakin mertebesine eremedikleri gibi bir mana çıkmaz.
Ancak, enbiyanın imanları için hakkalyakin denilmesi gösteriyor ki, veraset-i nübüvvet yoluyla giden, yani “...Âlîmler peygamberlerin varisidirler...”(2) hadis-i şerifinin haber verdiği zâtlar da hakkalyakin imâna sahiptirler. Bunlar içerisinde Abdulkadir Geylani Hazretleri gibi ehl-i keşif büyük veliler de vardır.
Bir de ilim ve tahkik yolunda gitmedikleri için asfiya derecesine çıkmayan, fakat “nafile ibâdetlerini artıran, takva ve amel-i sâlih sahasında ileri mertebelere ulaşan ve şüphelilerden sakınmada büyük hassasiyet gösteren, böylece velayet mertebesine çıkan ve ehl-i keşif olan” nice zâtlar da vardır. Burada özelikle bu zâtlar kastedilmiş olabilir.
Dipnotlar:
(1) bk. Şualar, Dokuzuncu Şua.
(2) bk. Buhari, İlm, 10; Ebû Davut, İlm, 1; Tirmizi, İlm,19; İbn Mace, Mukaddime,17.