YÜKSELMEK VE ALÇALMAK

“İnsan ahsen-i takvîmde yaratıldığı ve ona gâyet câmi bir istidad verildiği için esfel-i sâfilînden tâ âlâ-yıilliyyîne, ferşten tâ arşa, zerreden tâ şemse kadar dizilmiş olan makâmâta, meratibe, derecâta, derekâta girebilir ve düşebilir bir meydân-ı imtihâna atılmış…”(1)

“Ahsen-i Takvîm”

Hâsen, güzel demektir; ahsen ise daha güzel, en güzel ...

Takvîm; “kıvama getirmek, nizama koymak, eğriyi doğrultmak, kıymetlendirmek” gibi mânalara gelir.

Âyet-i kerîmede geçen “ahsen-i takvîm” hakkında verilen mânalardan bir kısmı:

- Mükemmel ve en güzel sıfatlarla nitelenmek.

- En güzel bir kıvama erebilme istidadında ve en güzel bir biçimde yaratılmış olmak.

- En güzel biçimde ve eşsiz bir yaratılışta olmak.

- Hem beden hem rûh itibâriyle mükemmel ve en seçkin bulunmak.

- İlim, irade, görme, konuşma gibi gibi özellikleriyle kendinden daha güçlü varlıklara hakim olmak...

İşte insanın bu üstün yaratılışı onun önüne iki yol açmıştır. Birinde îman ve salih amel ile mânen çok yüksek dereceler kazanmak, diğerinde ise küfür ve isyan yolunu tutarak çok aşağılara düşmek.

Bilindiği gibi, az sermayenin kârı da az olur, zararı da. Herhangi bir hayvan türünü bir an için akıllı farz etsek ve imtihana tabi tutulduğunu düşünsek, bu imtihanı kazananların saadetleri de, kaybedenlerin azapları da sınırlı olacaktır…

İnsanın her bir duygusu onun için hem bir İlâhî lütuf, hem de onu yükseltecek yahut alçaltacak bir imtihan sorusudur.

En büyük sermayemiz akıldır. Onu doğru kullananlar hidâyet yolunu seçmekle Allah’ın razı olduğu ve sevdiği üstün kullar zümresine dâhil olmuşlardır. Yanlış kullananlar ise batıl inançlara, yanlış felsefî akımlara, ahlâksızlığın her türüne sapmakla o yüksek insanlık mâhiyetini hayvanlıktan çok aşağılara düşürmüşlerdir.

Görme, işitme ve diğer duygular da insan için hem büyük birer sermaye, hem de onu yükselten yahut alçaltan birer imtihan sorusudur.

Hafıza ayrı bir ni’met. Onu yanlış yahut faydasız şeylerle doldurmak insanı alçalttığı gibi, faydalı bilgilerle doldurmak da insanı yükseklere çıkarır.

Sevgi daha başka bir sermayemiz. Bunun yanlış kullanılmasından nice günahlar, isyanlar doğduğu gibi, yerinde kullanılmasıyla da nice Hak dostları yetişmiş, insanlık âlemine örnek olmuşlardır.

Korku, merak, endişe, tevazu, kibir gibi daha nice hisler, duygular, latifeler de insan mâhiyetinin sermayeleridir.

İnsanın istidadının câmi’ olması, kalbinden aklına, hafızasından vicdanına, merakından korkusuna kadar bütün latifelerini, duygularını, his dünyâsını ifade eder.

İnsanın bu zengin istidadıyla çok yükseklere çıkmasında yahut çok aşağılara inmesinde en önemli rolü “irade sıfatı” üslenmiştir. Meleklerde de irade vardır, ancak onların iradeleri sadece hayrı kabul etme ve uygulamada iş görür. Mesela, Cebrail aleyhisselâm meleklere vazifelerini iradesiyle tebliğ eder, onlar da yine iradeleriyle bunu kabul eder ve uygularlar. Aksini yapmaları mümkün değildir.

İnsanın meleklerden üstünlüğünün bir ciheti de bu irade sıfatıdır. İradenin yanlış kullanılması elbette kötüdür ve çirkindir; ancak iradenin iyi şeye de kötü şeye de kullanılabilmesi insan için bir üstünlük vesilesidir. Zira yanlış kullanılması da mümkün olan bir sıfatın doğru kullanılması insanı yüceltir.

İşte insan, kendisine ihsân edilen bu çift yönlü irade sıfatıyla, yine kendisine ikram edilen bütün maddî ve manevî sermayesini doğru kullanmayı tercih ettiği taktirde âlâ-yı illiyîne çıkar, aksi hâlde esfel-i safilîne düşer.

İnsanlar arasındaki mertebe farkları diğer canlılarla mukayese edilemeyecek kadar büyüktür. Bunu Üstat hazretleri “zerreden şemse kadar” şeklinde ifâde ediyor. Bilindiği gibi zerre atom demektir. Milyonlarca atom bir araya gelse bir çakıl taşı kadar olamazlarken, zerre kadar insanlar yanında güneş kadar büyük insanların da olması, insan nevindeki bu mertebe farklılığının çok güzel bir ifadesidir.

(1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Mebhas.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...