ÖLÜM VE HAKİKATİ, KIYAMET

"Ey insan, düşün! Sen alâküllihal öleceksin." (Lem'alar, On Üçüncü Lem'a, On İkinci İşaret)

"Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan." (Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a, Üçüncü Deva)

"Dünya birgün bize “Haydi, dışarı” diyecek, feryadımızdan kulağını kapayacak." (Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a, Altıncı Deva)

"Ehl-i iman için ölüm rahmet kapısıdır, ehl-i dalâlet için zulümat-ı ebediye kuyusudur." (Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a, Dokuzuncu Deva)

"Madem her vakit ecel gelebilir; eğer insanı gaflet içinde yakalasa, ebedî hayatına çok zarar verebilir." (Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a, On Üçüncü Deva)

"Biz gidiyoruz, aldanmakta faide yok. Gözümüzü kapamakla bizi burada durdurmazlar, sevkiyat var." (Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, Üçüncü Rica)

"Ölümün peçesi gerçi karanlık, siyah, çirkin ise de fakat mümin için asıl siması nuranidir, güzeldir." (Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, Sekizinci Rica)

"Nev-i insanî bir nefistir; dirilmek üzere ölecek. Ve küre-i arz dahi bir nefistir; bâki bir surete girmek için o da ölecek. Dünya dahi bir nefistir; âhiret suretine girmek için o da ölecek." (Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, Sekizinci Rica)

"Ahbabın gittikleri âlem karanlıklı değil, yalnız yerlerini değiştirdiler; yine görüşeceksiniz." (Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, On Üçüncü Rica)

"Her insanın tam mânâsıyla hayalî bir dünyası vardır. Fakat öldüğü zaman dünyası yıkılır, kıyameti kopar." (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

"Sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fâni dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise, aziz olarak çıkmaya çalış." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Vücudunu Mûcidine feda et. Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın. Çünkü, feda etmediğin takdirde, ya bâd-ı hevâ zâil olur, gider, veya Onun malı olduğundan, yine Ona rücû eder." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!" (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Evet, hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylû'l-Hubâb)

"Dünya menzili tahavvülâta, zevale mâruzdur. Sanki misafirler için yapılmış bir handır ki daima dolup boşalıyor. Ne kendisinin sabit bir şekli vardır ve ne de içinde oturanların bir kararı vardır." (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

"Dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenâb-ı Hakkın ebedî ve sermedî olan Dârüsselâm menziline dâvetlisi olan mahlûkatın içtimaları için bir han ve bir bekleme salonudur." (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

"Ölüm o kadar kati ve zâhirdir ki, bugünün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm başımıza gelecek." (Şualar, On Birinci Şuâ, İkinci Meselenin Hülâsası)

"Herbir şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm, elbette hayattan ziyade bir istediği var." (On Birinci Şuâ, İkinci Mes'elenin Hülâsası)

"Ölüm bizim için bir terhis tezkeresidir. Eğer idam da olsa, bizim için bir saat zahmet, ebedî bir saadetin ve rahmetin anahtarı olur." (Şualar, On İkinci Şuâ)

"Mevt-i dünya ve kıyamet kopması ise: Bir anda bir seyyare veya bir kuyruklu yıldızın emr-i Rabbânî ile küremize, misafirhanemize çarpması, bu hanemizi harap edebilir: On senede yapılan bir sarayın bir dakikada harap olması gibi..." (Şualar, İkinci Şuâ, Uzunca bir Haşiye)

"Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bakiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bakiyenin mukaddimesidir." (Mektubat, Birinci Mektup, İkinci Sual)

"Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir." (Mektubat, Birinci Mektup, İkinci Sual)

"Dünya bir misafirhanedir; vefat eden çocuk nereye gitmişse, siz de, biz de oraya gideceğiz. Ve hem bu vefat ona mahsus değil, umumî bir caddedir." (Mektubat, On Yedinci Mektup, Dördüncü Nokta)

"Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır." (Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup, Yedinci Sual)

"Bütün vefiyât-ı hayvaniye ve insaniye ise, terhisattır. Vazife-i hayatını bitirenler, bu dâr-ı fâniden, mânen mesrurâne, dağdağasız diğer bir âleme giderler; ta yeni vazifedarlara yer açılsın, gelip çalışsınlar." (Sözler, İkinci Söz)

"Ölümün hakikatini gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler, daha ölüm gelmeden ölmek istemişler." (Sözler, Yedinci Söz)

"Her gün bir kafile gelir, biri gider, kaybolur. Daima dolar, boşanır." (Sözler, Onuncu Söz, Haşir Bahsi)

"Bu memleket, hergün bir derece boşandığı gibi, bir gün gelir ki, bütün bütün boşanıp harap edilecek." (Sözler, Onuncu Söz, Haşir Bahsi)

"Giden gelmez, gelen gider." (Sözler, Onuncu Söz, Altıncı Suret)

"Bütün raiyet bu misafirhanede toplanmışlar. Misafirhane ise hergün dolar, boşanır." (Sözler, Onuncu Söz, Altıncı Suret)

"Ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor." (Sözler, Onuncu Söz, Onuncu Hakikat)

"Ecel gizli olduğu için, genç ihtiyar fark etmeyerek, her vakit ecel celladı başını kesmek için gelebilir." (Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makam, Birkaç biçare gençlere verilen bir tenbih, bir ders, bir ihtardır.)

"Ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalb olup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, süraat peyda ediyor." (Sözler, On Dördüncü Söz, Hatime)

"Ey nefis! Başta Habibullah, bütün ahbabın, kabrin öbür tarafındadırlar. Burada kalan bir iki tane ise, onlar da gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup başını çevirme. Merdâne kabre bak, dinle, ne talep eder? Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak, ne ister." (On Dördüncü Söz, Hatime)

"Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider." (Sözler, On Yedinci Sözün İkinci Makamı)

"Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise, senin elinde senet yok ki ona mâliksin. Öyle ise, hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil..." (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Beşinci İkaz)

"Cenâb-ı Hakîm-i Mutlak ... Eceli ömür içinde ve kıyametin vaktini ömr-ü dünya içinde saklamış." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal, Sekizinci Asıl)

"Kıyamet dahi, şu insan-ı ekber olan dünyanın ecelidir. Eğer vakti taayyün etseydi, bütün kurun-u ûlâ ve vustâ gaflet-i mutlakaya dalacak idiler ve kurun-u uhrâ dehşette kalacaktı." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal, Sekizinci Asıl)

"Kıyamet dünyanın ecelidir. Dünyanın ömrüne nisbeten bin veya iki bin sene, bir seneye nisbetle bir iki gün veya bir iki dakika gibidir. Saat-i kıyamet yalnız insaniyetin eceli değil ki, onun ömrüne nisbet edilip baîd görülsün." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal, Sekizinci Asıl)

"Dünyanın kıyamet ve haşre kabiliyeti vardır." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Dördüncü Esas, Birinci Mesele)

"Kâinatın mevti mümkündür ... Alâküllihal bir ecel-i fıtrîsi vardır." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Dördüncü Esas, Birinci Mesele)

"Nasıl ki insan küçük bir âlemdir, yıkılmaktan kurtulamaz. Âlem dahi büyük bir insandır; o dahi ölümün pençesinden kurtulamaz. O da ölecek, sonra dirilecek; veya yatıp, sonra subh-u haşirle gözünü açacaktır." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Dördüncü Esas, Birinci Mesele)

"Şecere-i hilkatten teşa’ub etmiş olan silsile-i kâinat, tamir ve tecdit için tahripten, dağılmaktan kendini kurtaramaz." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Dördüncü Esas, Birinci Mesele)

"Dünya olan büyük insan sekerâta başlayıp, acip bir hırıltıyla ve müthiş bir savtla fezayı çınlatıp dolduracak, bağırıp ölecek, sonra emr-i İlâhî ile dirilecektir." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Dördüncü Esas, Birinci Mesele)

"Bir zaman gelecek ki, kâinat hakikat-i uzmâsının kışır ve sureti olan âlem-i şehadet, Fâtır-ı Zülcelâlin izniyle parçalanacak, sonra daha güzel bir surette tazelenecektir." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Dördüncü Esas, İnce Remizli Bir Mesele)

"Dünyanın mevti mümkün, hem hiç şüphe getirmez ki mümkündür." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Dördüncü Esas, İnce Remizli Bir Mesele)

"Mevt-i dünyanın vuku bulmasıdır. Şu meseleye delil, bütün edyân-ı semâviyenin icmâıdır ve bütün fıtrat-ı selîmenin şehadetidir ve şu kâinatın bütün tahavvülât ve tebeddülât ve tagayyürâtının işaretidir." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Dördüncü Esas, İkinci Mesele)

"Ecrâm-ı ulviyeden tek bir cirm, kün emrine veya “Mihverinden çık” hitabına mazhar olunca, şu dünya sekerâta başlar." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Dördüncü Esas, İkinci Mesele)

"Yıldızlar çarpışacak, ecramlar dalgalanacak. Nihayetsiz feza-yı âlemde milyonlar gülleleri, küreler gibi büyük topların müthiş sadâları gibi vâveylâya başlar. Birbirine çarpışarak, kıvılcımlar saçarak, dağlar uçarak, denizler yanarak, yeryüzü düzlenecek." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Dördüncü Esas, İkinci Mesele)

"Kadîr-i Ezelî kâinatı çalkalar; kâinatı tasfiye edip, Cehennem ve Cehennemin maddeleri bir tarafa, Cennet ve Cennetin mevadd-ı münasebeleri başka tarafa çekilir; âlem-i âhiret tezahür eder." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Dördüncü Esas, İkinci Mesele)

"Dünya öldükten sonra âhiret olarak diriltilecektir. Dünya harap edildikten sonra, o dünyayı yapan Zât, yine daha güzel bir surette onu tamir edecek, âhiretten bir menzil yapacaktır." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Dördüncü Esas, Dördüncü Mesele)

"Bu şiddetli ölümle hilkat bayılır, kâinat yayılır, hilkatin yağı ayranı biribirinden ayrılır; Cehennem, maddesiyle, aşîretiyle bir tarafa çekilir; Cennet de letafetiyle, lezaiziyle ve bütün güzel unsurlarıyla tecellî ve incilâ eder." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 25.Âyetin tefsiri)

"Hayat-ı bâkıyede madem beraberiz; bir muvakkat müfarakat olsa da, sizi müteessir etmesin." (Emirdağ Lâhikası-I, 84.Mektup)

Okunma sayısı : 16.042
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...