ORHAN AYSAL

Orhan Aysal Ağabeyimiz 1934 Uşak doğumludur. Devamlı olarak da hep Uşak'ta ikamet etmiştir. Halid Ziya ve Latife Hanımın da mensubu olduğu meşhur Uşaklığiller ailesindendir. Gençliğinde manifaturacılık ve kumaş ticareti yapmıştır. 15 yaşlarında iken, Bediüzzaman Hazretlerini 1949 senelerinde Emirdağ’ında ziyaret etmiş; o günden bu güne kadar hizmet-i imaniye ve Kur’aniye içinde sadakatle durmuştur. Zaten Üstad'ı da onun için böyle dua ve temenni de bulunmuş. Uşak’lı Risale-i Nur talebelerinin dua musluğu olduğunu kendileri söylüyorlar. Orhan Aysal 5 Ağustos 2007 tarihinde vefat etmiştir.

Üstad’ı Nasıl Tahayyül Etmişsem Öyle Göründü Bana

Gençliğimde namazlarımı kılardım. 1950 Senesinden önce idi, 1949 olabilir. O sene Üstad'ım Bediüzzaman Hazretlerini Emirdağ’ında ziyaret etmek nasip olmuştu bana. Bu şöyle oldu:

Emirdağlı bir kardeşimiz vardı. Buraya, yani Uşak’a deri işleri getirip-götürüyor, bunun ticaretini yapıyordu. Bir gün bana; Emirdağ’ında büyük bir zatın olduğunu, Bediüzzaman Hazretlerinin orada bulunduğunu söyledi. Ben zaten namazlı niyazlı idim. Kendi kendime dedim ki: “Ben bu zatı mutlaka ziyaret etmeliyim.”

O zaman ki yollar şimdiki gibi asfalt değil. Stabilize, toprak yollar... Banaz tarafından gidiliyor Emirdağ’ına. Yani bir hayli mesafe var. Bir gün sabah namazından sonra o derici arkadaşımla beraber yola çıktık. Saat on sıralarında Emirdağ’ına vardık. Arkadaşım beni Üstad'ın kaldığı eve getirdi, dışarıdan gösterdi, sonra o kendi işine gitti.

Emirdağ insanlarına sordum soruşturdum. Bana: “Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri buraya menfi, yani sürgün olarak gönderildi. Bu sebeble öğleden sonra, saat beş gibi, ispat-ı vücud için karakola gider. O saatlerde beklersen görürsün.” dediler. Artık ben orada bir kedinin deliği beklediği gibi gayet sadakatle tam beş altı saat bekledim. Sonra bir baktım ki yolun iki tarafı birden doluverdi. O sırada beni Emirdağ’ına getiren arkadaş da geldi yanıma.

Üstad Hazretleri yürüyerek yakınımızdan geçiyordu. Bir ara bize teveccüh etti, yanımıza geldiler. Bana bakarak, “Hoş geldin kardaşım.” dedi. Ben Üstad'ı o anda ne şekilde tahayyül etmişsem, tam o şekilde gördüm. Gözleri şems-i taban gibi, gayet heybetli ve kudretli göründü bana. Omzuma elini koydu; “Maşallah kardaşım, sen Nur talebesi olmuşsun. Mevtine kadar da hizmet-i imaniyede devam edersin inşallah.” dedi ve yürüdü, yanımızdan ayrıldı. Biraz daha Emirdağ’ında kaldıktan sonra Uşak’a geri döndüm. Hepsi bu kadar…

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-II)

Kategorileri:
O
Okunma sayısı : 777
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...