RECEB, ŞABAN, RAMAZAN, MÜBAREK GÜN VE GECELER

"Bu şuhûr-u mübarekede kazanç bire yüzdür." (Emirdağ Lâhikası-I, 17.Mektup)

"Bayrama kadar benim yüzümü dünyaya çevirmeyiniz... Bu mübarek aylarda benim gibi dünyadan küsmüş bir bîçâreyi âhiret zararına gayet ehemmiyetsiz dünya işleriyle meşgul etmeye mecbur etmeyiniz." (Emirdağ Lâhikası-I, 117.Mektup)

"Receb-i Şerifinizi ve Şuhur-u Selâsenizi tebrik edip Cenab-ı Erhamürrahimînden niyaz ediyoruz ki, hakkınızda ve hakkımızda seksen sene bir mânevî ömr-ü bâki kazandırmaya bu üç mübarek ayı vesile eylesin." (Emirdağ Lâhikası-II, 60.Mektup)

"Şuhur-u selâse ve muharremede âlem-i İslâmın mânevî havası, umum ehl-i imanın âhiret kazancına ve ticaretine ciddî teveccühleri ve himmetleri ve tenvirleri o havayı sâfileştiriyor, güzelleştiriyor..." (Kastamonu Lâhikası, 39.Mektup)

"Şuhur-u mübareke gittikten sonra, âdetâ o âhiret ticaretinin meşheri ve pazarı değiştiği gibi, dünya sergisi açılmaya başlıyor. Ekser himmetler, bir derece vaziyeti değişiyor. Havayı tesmim eden buharat-ı müzahrefe o manevî havayı bozar." (Kastamonu Lâhikası, 39.Mektup)

Âlem-i İslâmın bozulan mânevî havasının "Zararından kurtulmak çaresi, Risale-i Nur’un gözüyle bakmak ve ne kadar müşkilât ziyadeleşse, kudsî vazife itibarıyla daha ziyade ciddiyet ve şevkle hareket etmektir." (Kastamonu Lâhikası, 39.Mektup)

"Bu şuhur-u selâse, seksen küsur sene bir ömrü kazandırıyor. Elbette sizler gibi mücahidler onu kazanmaya çalışacaksınız." (Kastamonu Lâhikası, 54.Mektup)

"Seksen küsur sene mânevî ve bâki bir ömrü kazandırmak sırrını taşıyan şuhur-u selâsenizi ve leyle-i Regaibinizi bütün ruhumla tebrik ediyorum." (Kastamonu Lâhikası, 161.Mektup)

"Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâban-ı Muazzamda üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar." (Şualar, On Dördüncü Şuâ)

"Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nev’inden olması cihetiyle, Leyle-i Kadrin kudsiyetindedir." (Şualar, On Dördüncü Şuâ)

"Herbir hasenenin Leyle-i Kadirde otuz bin olduğu gibi, bu Leyle-i Beratta herbir amel-i salihin ve herbir harf-i Kur’ân’ın sevabı yirmi bine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhûr-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâli-i meşhurede on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar." (Şualar, On Dördüncü Şuâ)

"Bu geceler elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için, elden geldiği kadar Kur’ân’la ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır." (Şualar, On Dördüncü Şuâ)

"Elli senelik bir mânevî ibadet ömrünü ehl-i imana kazandırabilen Leyle-i Beratınızı ruh-u canımızla tebrik ederiz. Herbiriniz, şirket-i mâneviye sırrıyla ve tesanüd-ü mânevî feyziyle, kırk bin lisanla tesbih eden bazı melekler gibi, herbir hâlis, muhlis Nur şakirtlerini kırk bin dille istiğfar ve ibadet etmiş gibi rahmet-i İlâhiyeden kanaat-i tamme ile ümit ediyoruz." (Şualar, On Dördüncü Şuâ)

"Şaban ve Ramazan’da, akıldan ziyade kalb hissedardır, ruh hareket eder." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Birinci Kısım)

"Şehr-i Ramazan, leyle-i Kadri ihata ettiği için, kendisi de ömür içinde bir leyle-i Kadirdir ki, muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar." (Barla Lâhikası, 223.Mektup)

"Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a’mâl, bire bindir." (Yirmi Dokuzuncu Mektup, İkinci Risale olan İkinci Kısım, Yedinci Nükte)

"Ramazan-ı Şerif bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder, kazandırır." (Yirmi Dokuzuncu Mektup, İkinci Risale olan İkinci Kısım, Yedinci Nükte)

"Birtek Ramazan, seksen sene bir ömür semerâtını kazandırabilir." (Yirmi Dokuzuncu Mektup, İkinci Risale olan İkinci Kısım, Yedinci Nükte)

"Ramazan-ı Şerif adeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hasılat için gayet münbit bir zemindir." (Yirmi Dokuzuncu Mektup, İkinci Risale olan İkinci Kısım, Yedinci Nükte)

"Karanlıklı bu hayât-ı dünyeviyenin en nûrânî Leyle-i Kadri ramazândır." (Yirmi Dokuzuncu Mektup, İkinci Risale olan İkinci Kısım, Yedinci Nükte)

"Leyle-i Mirac, ikinci bir Leyle-i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla kazanç birden bine çıkar." (Şualar, On Dördüncü Şuâ)

"Mirac, velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) bütün velâyâtın fevkinde bir külliyet, bir ulviyet suretinde bir tezahürüdür ki, bütün kâinatın Rabbi ismiyle, bütün mevcudatın Hâlıkı ünvanıyla Cenâb-ı Hakkın sohbetine ve münâcâtına müşerrefiyettir." (Sözler, Otuz Birinci Söz, Birinci Esas)

"Mirac ise, velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) keramet-i kübrâsı, hem mertebe-i ulyâsı olduğundan, risalet mertebesine inkılâb etmiş. Miracın bâtını velâyettir; halktan Hakka gitmiş. Zâhir-i Mirac risalettir; Haktan halka geliyor." (Sözler, Otuz Birinci Söz, Birinci Esas)

Hakikat-i Mirac: "Zât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) merâtib-i kemâlâtta seyr-ü sülûkünden ibarettir." (Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas)

"İsm-i Âzama mazhardır ve nübüvveti umumîdir ve bütün esmâya mazhardır. Elbette, bütün devâir-i rububiyetle alâkadardır. Elbette o dairelerde makam sahibi olan enbiyalarla görüşmek ve umum tabakattan geçmek, hakikat-i Miracı iktiza ediyor." (Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas)

"Kab-ı Kavseyn ile işaret olunan makama girecek ve Zât-ı Celîl-i Zülcemâl ile görüşecektir ki, şu seyr-ü sülûk ise Miracın hakikatidir." (Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas)

"Yetmiş bin perde tabir olunan berzah-ı esmâ ve tecellî-i sıfât ve ef’âl ve tabakat-ı mevcudatın arkasına kadar kat’-ı merâtip edecektir. İşte Mirac budur." (Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas)

"Miracın hikmeti o kadar yüksektir ki, fikr-i beşer ulaşamıyor. O kadar derindir ki, ona yetişemiyor. O kadar incedir ve lâtiftir ki, akıl kendi başıyla göremiyor." (Sözler, Otuz Birinci Söz, Üçüncü Esas)

"Miracla, bir ferd-i mümtazı, bütün mahlûkat hesabına kendine muhatap ittihaz ederek, bütün zîşuur namına makàsıd-ı İlâhiyesini ona anlatmak ve onunla bildirmek ve onun nazarıyla âyine-i mahlûkatında cemâl-i san’atını, kemâl-i rububiyetini müşahede etmek ve ettirmektir." (Sözler, Otuz Birinci Söz, Üçüncü Esas)

"Zât-ı Ahmediye (a.s.m.) yetmiş bin perde arkasında o Sultan-ı Ezel ve Ebedin marziyâtını, doğrudan doğruya, Mirac semeresi olarak, hakkalyakîn işitip, getirip beşere hediye etmiştir." (Sözler, Otuz Birinci Söz, Dördüncü Esas)

"Mirac yoluyla beka âlemine girdi. Beka âleminin birkaç dakikası bu dünyanın binler senesini tazammun etmiştir." (Mesnevi-i Nuriye, Şemme)

"Her mü’minin namazı, onun bir nevi miracı hükmündedir. Ve o huzura lâyık olan kelimeler ise Mirac-ı Ekber-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmda söylenen sözlerdir." (Şualar, Altıncı Şuâ)

"Bu sene Mısır radyosu Perşembe gecesi Miractan çok bahsetmesinden, hem Perşembe ve hem de Cuma gecesi Mirac yaptım." (Emirdağ Lâhikası-II, 63.Mektup)

Okunma sayısı : 6.625
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...