Üçüncüsü: Ben vaizleri dinledim; nasihatleri bana tesir etmedi. Düşündüm. Kasâvet-i kalbimden başka üç sebep buldum:

Birincisi: Zaman-ı hâzırazaman-ı sâlifeye kıyas ederek yalnız tasvir-i müddeâyı parlak ve mübalâğalı gösteriyorlar. Tesir ettirmek için ispat-ı müddeâ ve müteharrî-i hakikati iknâ lâzım iken, ihmal ediyorlar.

İkincisi: Birşeyi tergib veya terhib etmekle ondan daha mühim şeyi tenzil edeceklerinden, muvazene-i şeriatı muhafaza etmiyorlar.

Üçüncüsü: Belâgatın muktezası olan, hale mutabık, yani ilcaat-ı zamana muvafık, yani teşhis-i illete münasip söz söylemezler. Güya insanları eski zaman köşelerine çekiyorlar, sonra konuşuyorlar.

Hâsıl-ı kelâm: Büyük vaizlerimiz hem âlim-i muhakkik olmalı, ta ispat ve iknâ etsin. Hem hakîm-i müdakkik olmalı, ta muvazene-i şeriatı bozmasın. Hem beliğ-i muknî olmalı, ta muktezâ-yı hâl ve ilcaat-ı zamana muvafık söz söylesin. Ve mizan-ı şeriatle tartsın. Ve böyle olmaları da şarttır.

Yaşasın şeriat-ı garrâ! Yaşasın adalet-i İlâhî! Yaşasın ittihad-ı millî! Ölsün ihtilâf! Yaşasın muhabbet-i millî!.. Gebersin ağrâz-ı şahsiye ve fikr-i intikam! Yaşasın şecaat-ı mücessem askerler! Yaşasın satvet-i muşahhas ordular! Yaşasın akıl ve tedbir-i mücessem dindar cemiyet-i ahrâr ve Nur talebeleri.HAŞİYE
Said Nursî
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Medar-ı ibret ve hayrettir ki, kırk üç sene evvel Hürriyetin üçüncü gününde, İstanbul’da, hem sonra Selânik’te Meydan-ı Hürriyette binler siyasîlere karşı dâvâ ettiği ve bütün kuvvetiyle şeriatı istediği ve hürriyeti ve meşrutiyeti şeriata hizmetkâr yaptığı ve sonra 31 Mart’ta Hareket Ordusu gayet dehşet ve şiddetle şeriat isteyenleri mes’ul ettikleri zamanda Divan-ı Harb-i Örfî’de Said’in bu münteşir nutuklarından tam beraat verildiği halde; şimdi ise, siyaseti otuz seneden beri bıraktığı ve o nutuklarına nispeten siyasete pek az teması için 27 sene dinsizlik hesabına işkenceler ve gaddarane azap ve cezalar verenler, elbette din namına zulmettiklerini ve engizisyonlardan daha zâlim olduklarını ispat eder. Said Nursî
« Önceki Sayfa  |
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

addetmek : saymak, kabul etmek
âheng-i terakkî : ilerleme ve gelişmenin ahengi, uyumu
ahlâk-ı İslâmiye : İslâm ahlâkı
belâgat : maksada ve hâle uygun düzgün ve güzel söz söyleme
beyt : mısra, şiir satırı
efkâr : fikirler
ehl-i medrese : dinî eğitim ve öğretim yapan yüksek okullarda ilim tahsil edenler veya oraya mensup ilim adamları
ehl-i mektep : okula ve üniversiteye mensup kimseler, oradaki öğrenciler ve ilim adamları
ehl-i tekke : tekkede tarikat yolunu tutanlar; tarikat ve tasavvuf mesleğinde olanlar
esas : temel
gayr-ı mutemed : güvenilir olmayan
hale mutabık : hâl ve duruma uygun
ifrat : aşırılık
ihlâl etmek : bozmak, karıştırmak
ilcaat-ı zaman : zamanın getirdiği mecburiyetler, çaresiz durumda bırakmalar
ispat-ı müddeâ : iddia edilen şeyin ispatı
itidal : her konuda orta yolu tutma, aşırıya kaçmama
ittihad-ı millet : milletin birliği; aynı topraklar üzerinde yaşayan ve aralarında din, dil, duygu, ortak tarih, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğunun birlik ve beraberliği
kasâvet-i kalb : kalp sertliği, kalp katılığı
mabeyninde : aralarında
mâsadak : bir söz veya hükmü doğrulayan husus, doğrulayıcı örnek
muhafaza etmek : korumak
mukteza : birşeyin gereği
musafaha : tokalaşma; kucaklaşma
musalâha : karşılıklı barışma
muvafık : uygun
muvazene-i şeriat : şeriatın dengesi; Allah tarafından bildirilen hükümlerin dengesi
mübalâğalı : abartılı
münasebet : bağlantı, ilgi
münasip : uygun
müteharrî-i hakikat : gerçeği araştıran, inceleyen
tadlil etmek : birinin veya bir topluluğun delâlette olduğunu iddia etmek
tasvir-i müddeâ : iddia edilen şeyin delilsiz tasviri, san’atlı bir biçimde anlatımı
tebâyün-ü efkâr : fikirlerin birbirinden farklı oluşu
teçhil : birinin veya bir topluluğun cahil olduğunu iddia etmek
tefrit : tersine aşırılık, normalden daha geri seviyede olma
tehâlüf-ü meşârib : meşreplerin, metotların birbirinden farklı oluşu
tekfir : küfürle itham etme, suçlama
tenzil etmek : indirmek, alt seviyelere düşürmek
terakkiyat-ı medeniye : medeniyetteki ilerlemeler, kalkınmalar
tergib : rağbet uyandırma, isteklendirme
terhib etmek : korkutmak
teşhis-i illet : hastalığın teşhisi
tevhid : birleştirme
teyid : destekleme, doğrulama
adalet-i İlâhî : Allah’ın adaleti
ağrâz-ı şahsiye : kişisel garazlar, kinler
âlim-i muhakkik : gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlim
beliğ-i muknî : ikna edici belâgatçi, edip
beraat verilme : mahkeme tarafından suçsuz olduğunun anlaşılması, temize çıktığının hükme bağlanması
cemiyet-i ahrâr : hürriyetçiler cemiyeti, cemaati
dâvâ etmek : iddia etmek
engizisyonlar : 16. ve 17. asırda Hıristiyan Katolik mezhebinden ayrılan veya papaya karşı gelen kimselere karşı arslana parçalatma, yakarak öldürme gibi cezalar uygulayan mahkeme
fikr-i intikam : intikam düşüncesi
gaddarane : acımasızca, zâlimce
hakîm-i müdakkik : konuları gaye, fayda ve san’at yönünden dikkatli bir şekilde araştıran hikmetli kişi
hâsıl-ı kelâm : sözün kısası
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hizmetkâr : hizmetçi
Hürriyet : II. Meşrutiyet (İkinci Meşrutiyet’in halk arasındaki adı)
ihtilâf : anlaşmazlık, uyuşmazlık
ilcaat-ı zaman : zamanın getirdiği mecburiyetler, zorlamalar, dayatmalar
ittihad-ı millî : millî birlik
medar-ı ibret ve hayret : ibret ve hayret vesilesi, sebebi
mizan-ı şeriat : şeriatın terazisi, ölçüsü
muhabbet-i millî : millî sevgi
muktezâ-yı hâl : hâl ve durumun muktezası, gereği
muvafık : uygun
muvazene-i şeriat : şeriatın dengesi; Allah tarafından bildirilen hükümlerin dengesi
münteşir : yayılmış, neşredilmiş
nispeten : kıyasla
Nur talebeleri : Risale-i Nur talebeleri
satvet-i müşahhas : somut hâle gelmiş güç, kuvvet
siyasîler : siyasetçiler
şecaat-ı mücessem : somut hâle gelmiş cesurluk, yiğitlik
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi; İslâmiyet
şeriat-ı garrâ : nurlu ve parlak şeriat, İslâmiyet
tedbir-i mücessem : somut hâle gelmiş tedbir ve idare
zaman-ı hâzıra : şimdiki zaman
zaman-ı sâlife : geçmiş zaman
Yükleniyor...