Şimdi istediğimiz nokta, mü’minlerin teveccühleri ve teyakkuzlarıdır. Teveccüh-ü umumînin tesiri inkâr edilmez. İttihadın hedefi ve maksadı i’lâ-yı kelimetullah ve mesleği de kendi nefsiyle cihâd-ı ekber ve başkalarını da irşaddır. Bu mübarek heyetin yüzde doksan dokuz himmeti siyaset değildir. Siyasetin gayrı olan hüsn-ü ahlâk ve istikamet ve saire gibi makasıd-ı meşruaya masruftur. Zira bu vazifeye müteveccih olan cemiyetler pek az, kıymet ve ehemmiyeti ise pek çoktur. Ancak yüzde biri, siyasiyyûnu irşad tarîkiyle siyasete taallûk edecektir. Kılınçları, berâhin-i kat’iyedir. Meşrepleri de muhabbet olduğu gibi beyne’l-mü’minîn uhuvvet çekirdeğinde mündemiç olan muhabbete şecere-i tûba gibi neşvünemâ vermektir.

Üçüncü vehim: Bu cemiyetin, tefrikadan ve başkalarına tevlid-i ye’sden başka ne faydası var?

Elcevap: Bu, tefrik değil, tevhiddir. Ye’s değil, ümit verir. O hakikat-ı uzmâ ki, nısf-ı küre-i arzda meknuz-u uruk-u zeheb gibi bir köşesini keşif ile tecellî etmiş yeni bir şu’ledir. Bahr-i Umman bir testide sığışmadığı gibi, İttihad-ı Muhammedî de Volkan idarehanesinde veya İstanbul’da sıkışıp kalmayacaktır. Belki şimdiki kuvveden fiile çıkmış bir parça İttihad-ı Muhammedî, karu’l-âsâ gibi ikazdan ibarettir. Hem de o derece uzun ve müteselsil ve merâkiz-i İslâmiyeyi birbirine rabteden silsile-i nuraniyi ihtizaza getirmekle, onunla merbut umum mü’minleri, İ’lâ-yı Kelimetullahın bu zamanda en büyük vasıtası olan maddeten ve mânen terakkiyata bir şevk ve âmir-i vicdânî ile sevk etmektir. Zira istibdat ve tahakkümden tahallus, hâhiş ve şevk-i vicdanî ile sevk olur. Halbuki binde bir tane münevverü’l-fikirdir; vicdanen mütehassis oluyor.

Hiss-i dîn ile olsa, ehass-ı havâs ve en âmi, hiss-i din ile mütesâviyen tarik-i terakkîde münevverü’l-fikir gibidirler. Hem de tenvir-i fikre sebep olan mârifet-i âmm veya medeniyet-i tâm bizde olmadığı için, nûru’n-nur olan dîn-i İslâmı menar etmeliyiz. Tâ âheng-i terakkî muhtell olmasın.

Dördüncü vehim: İçimizdeki gayr-i müslimler ürkecekler veya bahane tutacaklar.

Elcevap: Bahane tutmak çocukluktur ve hâinliktir. Ürkmek ise cehalet veya tecâhüldür. Zira gayr-i müslimler kurûn-u vustâda ve vahşi oldukları zamanlarda ferman-ı 1 لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ ile bu kadar edyan ve akvâm-ı muhtelife medeniyet-i İslâmiyede masum kaldıklarından, İslâmiyetin ulüvv-ü cenabı ve gayr-i müslim tevehhüm ettikleri mahzurun ademi, güneş gibi tezahür ediyor. Hem de gayr-i müslimlerin selâmeti vatanın saâdeti iledir. Ve meşrutiyetin devamı, ruhu, nokta-i istinadı ve mürşidi, şeriat ve milliyetimiz olan İslâmiyet olduğundan gayr-i müslimler bu ittihaddan ürkmek değil, takdis ve ünsiyet etmek lâzımdır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : "Dinde zorlama yoktur." Bakara Sûresi, 2:256.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aleyhissalâtü vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)
berâhin-i kat’iye : kesin burhanlar, sarsılmaz deliller
beyanat : açıklamalar, izahlar (bk. b-y-n)
beyne’l-mü’minîn : mü’minler arasında
cemiyet : topluluk, dernek (bk. c-m-a)
ceraid : gazeteler
aleyhissalâtü vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)
asabiyet-i cahiliye : cahiliye dönemi ırkçılığı
bilfiil : fiilen, uygulamada
bilkuvve : potansiyel olarak
cenup : güney
cihet-i vahdet : birlik yönü (bk. v-ḥ-d)
evham-ı fâside : boş kuruntular
fitne : bozgunculuk, ara bozma
garb : batı
hakikat : asıl, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hâkimiyet : egemenlik, hükümranlık (bk. ḥ-k-m)
Haremeyn-i Şerifeyn : iki şerefli harem olan Mekke ve Medine
ihyâ : hayata döndürme, canlandırma (bk. ḥ-y-y)
isnad etme : dayandırma
ittihad : birleşme, birlik (bk. v-ḥ-d)
İttihad-ı İslâm : İslâm birliği, Panislamizm
İttihad-ı Muhammedî : “Muhammedî birlik” mânâsına gelen ve 5 Nisan 1909’da İstanbul’da kurulan bir cemiyet
katre : damla
mabeyn : ara, arasında
meşrutiyet : başında hükümdar bulunmakla birlikte, yasama yetkisi kısmen meclis tarafından kulanılan, kısmen de olsa kuvvetler ayrılığına dayanan idare şekli (bk. bilgiler)
mevcudiyet-i millet : milletin varlığı (bk. v-c-d)
murad : amaç, maksat, kastedilen şey
mümted : uzayan, süren, uzanmış
müntesib : bağlanmış, alâkası olan
mütalâa : dikkatle okuma, inceleme
nizamname : tüzük; bir müessesenin tutacağı yolu ve uygulayacağı hükümleri gösteren maddelerin hepsi (bk. n-ẓ-m)
peyman : yemin
reddü’l-evham : vehimleri, kuruntuları reddetme
revâbıt : rabıtalar, bağlar, birlik unsurları
saniyen : ikinci olarak
sû-i tefehhüm : yanlış anlama
şark : doğu
şimal : kuzey
tahsis : bir tarafa ait kılma, ayırma
tarif-i hakikî : gerçek tarif, gerçek tanımlama (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
tevâif-i mülûk : Abbasî Devletinin parçalanmasıyla meydana gelen küçük devletler
tevhid-i İlâhî : Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)
umum : bütün, genel
unvan : isim
vehim : kuruntu, varsayım
abd : kul (bk. a-b-d)
ağraz : kinler, garazlar
cehalet : cahillik
ecnebî : yabancı (Batılı)
ef'al : fiiller, hareketler
elhasıl : kısaca, özetle
engizisyon : 16. ve 17. yüzyılda Hıristiyan Katolik mezhebinden ayrılan veya papaya karşı gelen kimseleri cezalandırmak için kurulan kilise mahkemelerinin adı (bk. bilgiler)
esaret-i nefis : nefsin esareti (bk. n-f-s)
esaret-i rezile : rezil, alçak esirlik
evâmir : emirler, buyruklar
galebe çalmak : üstün gelmek
hariç : dış
hedef-i maksat : asıl gaye, esas hedef (bk. ḳ-ṣ-d)
husumet : düşmanlık
hürriyet-i mutlak : sınırsız hürriyet (bk. ṭ-l-ḳ)
icbar : zorlama, isteği dışında bir iş yaptırma (bk. c-b-r)
ihtilâf : anlaşmazlık (bk. ḫ-l-f)
ikna : inandırma
i'lâ-yı kelimetullah : Allah’ın adını yüceltme, Kur’ân’ı ve İslâmı yayma (bk. a-l-v; k-l-m)
imtisalen : emre uyarak, boyun eğerek
insaniyet : insanlık
istibdat : baskı, zulüm
itidal : her konuda orta yolu tutma, aşırıya kaçmama (bk. a-d-l)
ittihad : birleşme, birlik (bk. v-ḥ-d)
ittihad-ı İslâm : İslâm birliği (bk. v-ḥ-d; s-l-m)
kurun-u vusta : Ortaçağ
lâubali : saygısız, pervasız
levâzım-ı medeniye : medeniyetin gerekleri
mahbup : sevilen, beğenilen
mahsul : ürün
mâni olma : engelleme
muhafaza etme : koruma, saklama (bk. ḥ-f-ẓ)
muhalefet-i şeriat : şeriata muhalefet etme, hükümlerine riayet etmeme (bk. ḫ-l-f; ş-r-a)
münâfi : aykırı, zıt
nefs-i emmare : insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu (bk. n-f-s)
nifak : münafıklık, fitne çıkarma
nokta-i nazar : bakış açısı (bk. n-ẓ-r)
salisen : üçüncüsü
Sâni-i Âlem : bütün kâinatı san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)
sefih : yasak zevk ve eğlencelere aşırı düşkün olan; zararı yararı fark edemeyen
semere : meyve
sû-i ahlâk : ahlâk kötülüğü, kötü ahlâk (bk. ḫ-l-ḳ)
Sünnet-i Nebeviye : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) sünneti (bk. s-n-n; n-b-e)
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet (bk. ş-r-a)
taassup : aşırı derecede bağlılık
tahdid-i hürriyet : hürriyetin sınırlanması
tenezzül : kendi durumundan daha aşağıdaki birşeyi kabul etme (bk. n-z-l)
tezellül : alçalma, kendisini küçük düşürme
ulvî : yüce (bk. a-l-v)
vahşet-i mutlaka : sınırsız vahşet (bk. ṭ-l-ḳ)
vehim : kuruntu, varsayım
zâil : sona eren, yok olan
zaman-ı medeniyet : medeniyet zamanı
zaruret : sıkıntı, yoksulluk
zarurî : zorunlu, gerekli
zındık : dinsiz
cihâd-ı ekber : en büyük cihad, nefis ile mücadele (bk. c-h-d; k-b-r)
ecnebî : yabancı
encümen : meclis, komisyon, cemiyet
evâmir ve nevâhî-i şer’iye : İslâmın emir ve yasakları; Allah tarafından bildirilen emir ve yasaklar (bk. ş-r-a)
Fahr-i Âlem : bütün kâinatın kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m)
gayr : diğeri, başkası
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
heyet : topluluk
himmet : ciddi gayret, yardım
hüsn-ü ahlâk : güzel ahlâk (bk. ḫ-l-ḳ)
i’lâ-yı kelimetullah : Allah’ın ismini, dâvâsını yüceltme, yayma (bk. a-l-v; k-l-m)
ilelebed : sonsuza kadar (bk. e-b-d)
irşad tarîki : doğruyu gösterme yolu
irşad : doğru yolu gösterme (bk. r-ş-d)
istikamet : doğru yolda olma (bk. ḳ-v-m)
ittihad : birleşme, birlik (bk. v-ḥ-d)
kanunname : yasa, kanun kitabı (bk. ḳ-n-n)
kütüb-ü İslâmiye : İslâmî kitaplar (bk. k-t-b; s-l-m)
makasıd-ı meşrua : meşru gayeler, hedefler (bk. ḳ-ṣ-d; ş-r-a)
malûm : bilinen, belli (bk. a-l-m)
masruf : dayandırılmış, yönelik (bk. ṣ-r-f)
medâris : medreseler, okullar; dinî derslerin okunduğu yerler
merkez-i taassup : taassubun merkezi
mesâcid : mescitler
meşrep : hareket tarzı, metot
muhabbet : sevgi (bk. ḥ-b-b)
muhalled : sürekli
mündemiç : içinde bulunan, içine yerleşen
müntesibîn : intisap edenler; bağlı, tâbi olanlar
müstakim : istikametli, doğru yolda olan (bk. ḳ-v-m)
mütevahhiş : korkar gibi davranan, ürkmüş gibi yapan
müteveccih : yönelik, yönelmiş
nâşir-i efkâr : fikirleri neşreden, yayan (bk. f-k-r)
neşvünemâ : büyüyüp gelişme
siyasiyyûn : siyasiler, politikacılar
sünnet-i Ahmediye : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) sünneti, hal, söz, tavır ve tasdikleri (bk. s-n-n)
şecere-i tûba : Cennetteki tûba ağacı
taallûk etme : ilgili olma
takdis : kutsama, yüceltme
tefsir : Kur’ân-ı Kerimi açıklayan, yorumlayan kitaplar
tevahhuş etme : korkma, ürkme
teveccüh : ilgi, yönelme
teveccüh-ü umumî : herkesin ilgisi, teveccühü
teyakkuz : uyanıklık, göz açıklığı
uhuvvet : kardeşlik
ulviyet : yücelik (bk. a-l-v)
umum : bütün, genel
vehim : kuruntu, varsayım
zevâyâ : zaviyeler; bir zahidin ibadetle meşgul olmak üzere çekildiği küçük ibadet yerleri
zira : çünkü
Yükleniyor...