Bizde biri fasık olsa, galiben ahlâksız ve vicdansız olur. Zira arzu-yu mâsiyet, vicdandaki imanın sadasını susturmakla inkişaf edebilir. Demek vicdanını ve mâneviyatını sarsmadan, istihfaf etmeden tam ihtiyar ile şerri işlemez. Onun için, İslâmiyet, fâsıkı hain bilir, şehadetini reddeder. Mürtedi zehir bilir, idam eder. Hıristiyan bir zimmîyi ve kâfir muahidi ibka eder. Hanefî mezhebi zimmînin şehadetini kabul eder.

İcrâ-yı adalet, din namına olmalı, ta akıl ve kalb ve ruh müteessir olsunlar, imtisal etsinler. Yoksa yalnız vehim müteessir olur. Yalnız hükûmetin cezasından korkar—eğer tahakkuk etse. Nâsın itabından çekinir—eğer tebeyyün etse.
• • •

Bir câni yüzünden çok mâsumları ihtiva eden bir gemi batırılmaz. Bir câni sıfat yüzünden, çok evsaf-ı mâsumeyi muhtevî bir mü’mine adavet edilmez.

Lâsiyyema, sebeb-i muhabbet olan iman ve tevhid, Cebel-i Uhud gibidir. Sebeb-i adavet olan şeyler çakıl taşları gibidir. Çakıl taşlarını Cebel-i Uhud’dan daha ağır telâkki etmek ne kadar akılsızlıksa, mü’minin mü’mine adaveti, o kadar kalbsizliktir. Mü’minlerde adavet, yalnız acımak mânâsında olabilir.

Elhasıl: İman muhabbeti, İslâmiyet uhuvveti istilzam eder.

1 اَلْكَلاَمُ كَالْمَالِ لاَ يَجُوزُ فِيهِ اْلاِسْرَافُ
Said Nursî

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Söz mala benzer, onda yapılan israf câiz olmaz.
« Önceki Sayfa  |
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adavet : düşmanlık
arzu-yu mâsiyet : günah işleme arzusu, isteği
câni sıfat : çok kötü ve zararlı özellik
câni : kàtil, cinayet işleyen
elhasıl : kısaca, özetle
evsaf-ı mâsume : mâsum sıfatlar (bk. v-ṣ-f)
fâsık : günahkâr
galiben : çoğunlukla, ağırlıklı olarak
Hanefî Mezhebi : amelde İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin içtihadına uyanların tuttuğu yol (bk. bilgiler)
ibka etme : sürekli ve kalıcı hale getirme; hayatta bırakma (bk. b-ḳ-y)
icrâ-yı adalet : adaletin icrası, yerine getirilmesi, uygulanması (bk. a-d-l)
ihtiva etme : içerme
ihtiyar : irade, dileme (bk. ḫ-y-r)
imtisal etme : emre uyma, boyun eğme
istihfaf etme : hafife alma, değer vermeme
istilzam etme : gerekli bulma
itab : azarlama, tersleme
kâfir : Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin şeylerden birini inkâr eden kimse (bk. k-f-r)
lâsiyyema : özellikle
mâneviyat : ruha, kalbe, hisse, inanca ait şeyler, değerler (bk. a-n-y)
mâsum : günahsız, suçsuz
muâhid : karşılıklı anlaşma sonucu olarak İslâm devletine cizye ödeyen ve buna karşılık koruma altına alınan Müslüman olmayan kimse
muhabbet : sevgi (bk. ḥ-b-b)
muhtevî : ihtiva eden, içine alan
mürted : din değiştiren, İslâm dinini bırakarak eski dinine veya başka bir dine geçmiş olan
müteessir olma : etkilenme, etki altında kalma
müteessir : etkilenen, üzülen
nâs : insanlar
sada : ses
sebeb-i adavet : düşmanlık sebebi
sebeb-i muhabbet : sevgi sebebi (bk. ḥ-b-b)
şehadet : şahidlik, tanıklık (bk. ş-h-d)
şer : kötülük
tahakkuk etme : gerçekleşme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
tebeyyün etme : belli olma, açıkça ortaya çıkma (bk. b-y-n)
telâkki etmek : kabul etmek, saymak
tevhid : herşeyi bir olan Allah’a verme ve buna inanma (bk. v-ḥ-d)
uhuvvet : kardeşlik
vehim : kuruntu, varsayım
zimmî : İslâm ülkesinde Müslümanların idaresi altında yaşayan Müslüman olmayan kimse
adem-i niyet : bir işi belli bir niyet olmaksızın yapma
arzu-yu nefsaniye : nefse ait arzu ve istek (bk. n-f-s)
cevher-i ferid : benzeri bulunmayan, tek olan cevher (bk. f-r-d)
cihad : din, inanç, vatan gibi değerler uğrunda mücadele vermek; savaşmak (bk. c-h-d)
cüz-ü lâyetecezza : bir daha bölünemeyen en küçük parça, en küçük cisim parçası, atom (bk. c-z-e)
evliya : Allah dostları, velîler (bk. v-l-y)
farz-ı ayn : her bir mükellef Müslümanın yerine getirmesi lâzım gelen dinî görev (beş vakit farz namaz gibi)
farz-ı kifaye : dinen mutlaka yerine getirilmesi gereken ancak bir kısım Müslümanın yapması ile diğerlerinin üzerinden düşen dinî görev (cenaze namazı gibi)
fikir : düşünce (bk. f-k-r)
gayr-ı meş'ur : hissedilmeyen, bilincine varılmayan, farkında olunmayan (bk. ğ-y-r; ş-a-r)
günahkâr : günah işleyen
havas : duyular, hasseler; duygular
hiss-i saika : insanları bir yöne sevk eden, yönlendiren his, duygu
hiss-i şaika : insanları bir hedefe teşvik eden, şevklendiren, duygu
ihtiyar : irade, kendi isteğiyle hareket edebilme (bk. ḫ-y-r)
inkişaf : açığa çıkma, ortaya çıkma (bk. k-ş-f)
insan-ı mükerrem : şeref ve değeri çok yüksek olan, kendisine paha biçilmez ikram ve ihsanlarda bulunulan insan (bk. k-r-m)
intaç etme : netice verme, sonuç verme
kubbe : yarım küre veya kümbet biçiminde yapılan bina damları
mahrutî : koni şeklinde olan
meşhur : herkesçe bilinen
misk ü anber : çok hoş bir koku; misk ve amber (Misk
muzaaf : kat kat, çok önemli ve lüzumlu olan
müteselsil : zincirleme ve peşi sıra devam eden halkalar
nokta-i nazar : bakış ve dikkatleri üzerinde toplayan nokta veya özellik; gaye ve hedef (bk. n-ẓ-r)
silsile : zincir
sûret : biçim, şekil (bk. ṣ-v-r)
şahs-ı muhteris : aşırı istekli, hırslı kişi
şehadet-i hakikiye : gerçek şehitlik (bk. ş-h-d; ḥ-ḳ-ḳ)
şehid : din, inanç, vatan gibi değerler uğrunda canını feda eden Müslüman (bk. ş-h-d)
şems-i şumus : güneşlerin güneşi
taayyün etme : belli olma, belirme
tasarruf : etki, müdahale
tazammun etme : içerme, kapsama
tebeyyün etme : görünme, ortaya çıkma (bk. b-y-n)
tezahür etme : ortaya çıkma, görünür hâle gelme (bk. ẓ-h-r)
tezâuf etme : katlanma, katlanarak artma
vasat : iki şeyin arası, ara, orta
veli : Allah dostu (bk. v-l-y)
vücub : vacip olmak; zorunluluk (bk. v-c-b)
yakînen : kesin ve net olarak (bk. y-ḳ-n)
zaika : tad alma duyusu
zekât : Müslümanlıkta, sahip olunan mal ve paranın kırkta birinin, her yıl sadaka olarak dağıtılmasını öngören İslâmın beş şartından biri
zerre : atom
zıdd-ı niyet : niyetin aksi, zıttı
zira : çünkü