Block title
Block content
S - Onlar o sözlerinde kimleri muhatap etmişlerdir?

C - Evvelâ nefislerine, saniyen ebnâ-yı cinslerine, salisen nasihat edenlere tevcih-i hitap etmişlerdir.

Evet, birisine nasihat yapan adam evvelâ nefsine müracaat eder, sonra arkadaşlarıyla konuşur. Sonra nasihat ettiğine döner, yaptığı müracaatların neticesini ona söyler. Buna binaen, vakta ki münafıklar imana dâvet edildiler; onlar fesada uğramış kalblerine, tefessüh etmiş vicdanlarına müracaatta bulundular. İnkâr cevabını aldıkları için, kalblerindeki şeyi dışarıya verdiler. Sonra ifsat arkadaşlarına müracaat ettiler. Yine inkâr cevabını alarak, gizli gizli konuşmalara başladılar. Sonra, itizar şeklinde nasihat edene dönerek şöyle bir safsatada bulunurlar: “Yahu, aramızda çok fark vardır. Biz onlara kıyas edilemeyiz. Çünkü biz zenginiz, onlar fakirdirler. Onlar mecburiyet saikasıyla imana gelmişlerdir. Onların diyaneti ıztırarîdir. Biz ise ashab-ı izzet ve servet insanlarız.”

Hülâsa, onlar gururlarının hükmüyle mürşidi insafa dâvet ettiler. Hud’a ve hileleriyle ikiyüzlü bir konuşmada bulundular. Şöyle ki: “Ey mürşid! Bizleri süfeha zannetme. Bizler süfeha gibi olamayız. Ancak halis mü’minlerin yaptıkları gibi yapıyoruz” diye mürşidi kandırmak istediler. Halbuki, kalblerinde, “Bu fakir ve kıymetten sukut eden mü’minler gibi değiliz” gibi başka bir mânâyı izhar etmişlerdir.

Hülasa أَنُؤْمِنُ lâfzında onların fesadlarına, ifsadlarına, gururlarına ve nifaklarına gizli birer remiz vardır.

1 كَمَآ اٰمَنَ السُّفَهآءُ: Yani, “Kâmil zannettiğiniz mü’minler, nazarımızda zelil ve fakir bir cemaattır. Onların herbirisi bir kavmin sefihidirler.”

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Bu beyinsizlerin iman ettikleri gibi mi?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 11-12. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 14-15. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ashab-ı izzet : izzet, şeref sahipleri
binaen : -dayanarak
diyanet : dindarlık
ebna-yı cins : aynı cinsten olanlar (insanlar)
evvelâ : ilk önce, birinci olarak
fesad : bozukluk, karışıklık
hâlis : samimi, içten
hud’a : hile, aldatma
hülâsa : özetle, kısaca
ıztırarî : zorunlu olarak, çaresizce
ifsad : bozma, fesada uğratma
istifham : soru sorma, bilgi isteme
itizar : özür dileme, bahane gösterme
izhar etmek : göstermek, açığa çıkarmak
kâmil : kemâl ve fazilet sahibi, olgun
kıyas : karşılaştırma, tatbik etme
lâfz : ifade, söz
muhatap : kendisine karşı konuşulan
mü'min : iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
mürşid : irşad eden, doğru yolu gösteren
nazar : görüş, bakış
nefis : bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
nifak : münafıklık, ikiyüzlülük
remiz : gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme
safsata : saçmalama, yanlış ve saçma kıyas
saika : sebep, neden
salisen : üçüncü olarak
saniyen : ikinci olarak
sefih : cahil, ahmak
sukut : düşme
süfeha : sefihler, ahmaklar, cahiller
tecvîz : câiz görme, izin verme
tefessüh etmek : bozulmak
temerrüt : inat
tevcih-i hitap : sözü birine yöneltme, birine hitap etme, konuşma
vakta ki : ne zaman ki
zelil : hor, hakir
Yükleniyor...