Block title
Block content
İbadetin şahsî kemâlâta sebep olduğunun izahı: İnsan, cismen küçük, zayıf ve âciz olmakla beraber, hayvanattan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taşıyor. Ve pek büyük bir istidada mâliktir. Ve hasredilmeyecek derecede meyilleri vardır. Ve gayr-ı mütenahi emeller sahibidir ve addedilemez fikirleri vardır. Ve gayr-ı mahdud şeheviye ve gadabiye gibi kuvveleri vardır. Ve öyle acaip bir yaratılışı vardır ki, sanki bütün envâ ve âlemlere fihriste olarak yaratılmıştır.

İşte, böyle bir insanın o yüksek ruhunu inbisat ettiren, ibadettir. İstidatlarını inkişaf ettiren, ibadettir. Meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ibadettir. Emellerini tahakkuk ettiren, ibadettir. Fikirlerini tevsi’ ve intizam altına alan, ibadettir. Şeheviye ve gadabiye kuvvelerini had altına alan, ibadettir. Zahirî ve bâtınî uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden, ibadettir. İnsanı, mukadder olan kemâlâtına yetiştiren, ibadettir. Abd ile Mâbud arasında en yüksek ve en lâtif olan nisbet, ancak ibadettir. Evet kemâlât-ı beşeriyenin en yükseği, şu nisbet ve münasebettir.

İhtar: İbadetin ruhu, ihlâstır. İhlâs ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir faide ibadete illet gösterilse, o ibadet bâtıldır. Faideler, hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olamazlar.

Kur’ân-ı Kerim vakta ki 1 يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا …ilh. emriyle insanları ibadete dâvet etti; sanki lisan-ı hal ile “Niçin ibadet yapalım? İlleti nedir?” diye sorulan suali, Kur’ân-ı Kerim 2 رَبَّكُمُ اَلَّذِى خَلَقَكُمْ cümleleriyle cevaplandırmak üzere Sâniin vücud-u vahdetine dair burhanları zikretmeye başladı.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Ey insanlar! Rabbinize ibadet ediniz.” Bakara Sûresi, 2:21.
2 : “Sizi yaratan Rabbinize.” Bakara Sûresi, 2:21.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 17-20. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 23-24. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abd : köle, kul
âciz : güçsüz, elinden bir şey gelmeyen
addetmek : saymak
bâtıl : boş, faydasız
bâtınî : görünmeyen, iç
burhan : sarsılmaz, mantıkî delil
emel : arzu, istek
envâ : çeşitler, türler
fihriste : özet, öz
gadabiye : öfkeye ait
gayr-ı mahdud : sınırsız
gayr-ı mütenahi : sonu olmayan, nihayetsiz
had altına alma : sınırlama, sınır içine alma
hasretmek : sınırlandırmak, ait kılmak; bir hükmü yalnızca bir şeye, veya bir şahsa vermek
hayvânât : hayvanlar
hikmet : fayda, gaye
ihlâs : içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
ihtar : hatırlatma, ikaz
illet : asıl sebep, maksat
inbisat : genişleme, yayılma
inkişaf ettimek : açığa çıkarmak, geliştirmek
intizam : düzen, tertip
istidad : kabiliyet, yetenek
izale etmek : gidermek, ortadan kaldırmak
kemâlât : mükemellikler, faziletler, iyilikler
kemâlât-ı beşeriye : insana ait mükemmellikler, faziletler, iyilikler
kuvve : duygu
lâtif : ince, hoş, güzel
lisan-ı hal : hâl dili
mâbud : kendisine ibadet edilen
mâlik : sahip
meyil : eğilim, istek, arzu
mukadder : takdir olunmuş; belirlenmiş
münasebet : bağlantı, ilişki
müreccih : tercih ettiren sebep
nisbet : bağ
Sâni : herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah
şeheviye : şehvete ait
tahakkuk ettirme : gerçekleştirme
temyiz : ayırıp üstün kılma
tenzih etmek : temizlemek, arındırmak
tevsi’ : genişletme, yayma
uzuv : organ, cihaz
vakta ki : ne vakit ki…, ne zaman ki
vücud-u vahdet : Allah’ın varlığı ve birliği
zahirî : dış görünüşe ait
Yükleniyor...