Block title
Block content
Meselâ, “Her âlimin başında beyaz bir amâme var.” Külliyetle söylenilen şu hüküm, ulema nev’inde intizamın bulunmasına bakar. Öyleyse, umumî bir teftiş neticesinde fünun-u kevniyeden herbirisi, kaidelerinin külliyetiyle kâinatta yüksek bir nizamın bulunmasına bir delildir. Ve herbir fen nurlu bir burhan olup, mevcudatın silsilelerinde salkımlar gibi asılıp sallanan maslahat semerelerini ve ahvalin değişmesinde gizli olan faideleri göstermekle Sâniin kast ve hikmetini ilân ediyorlar. Âdetâ vehim şeytanlarını tard etmek için herbir fen, birer necm-i sâkıptır. Yani, bâtıl vehimleri delip yakan birer yıldızdırlar.

Ey arkadaş! O nizamı bulmak için umum kâinatı araştırmaktansa, şu misale dikkat et, matlubun hasıl olur.

Gözle görünmeyen bir mikrop, bir hayvancık, küçüklüğüyle beraber pek ince ve garip bir makine-i İlâhiyeyi hâvidir. O makine mümkinattan olduğundan, vücut ve ademi, mütesavidir. İlletsiz vücuda gelmesi muhaldir. O makinenin bir illetten vücuda geldiği zarurîdir. O illet ise, esbab-ı tabiiye değildir. Çünkü o makinedeki ince nizam, bir ilim ve şuurun eseridir. Esbab-ı tabiiye ise, ilimsiz, şuursuz, camid şeylerdir. Akılları hayrette bırakan o ince makinenin esbab-ı tabiiyeden neş’et ettiğini iddia eden adam, esbabın herbir zerresine Eflâtun’un şuurunu, Calinos’un hikmetini itâ etmekle beraber, o zerrat arasında bir muhaberenin de mevcut olmasını itikad etmelidir. Bu ise, öyle bir safsata ve öyle bir hurafedir ki, meşhur sofestaîyi bile utandırıyor. Maahaza, esbab-ı maddiyede esas ittihaz edilen kuvve-i câzibeyle kuvve-i dâfianın inkısama kabiliyeti olmayan bir cüz’de birlikte içtimaları iltizam edilmiştir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 17-20. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 23-24. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem : yokluk
ahvâl : haller, durumlar
amâme : başa sarılan sarık
bâtıl : doğru olmayan, yalan, yanlış
burhan : sarsılmaz ve güçlü olan kesin delil
câmid : donuk, cansız
cüz’ : parça
delil : işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey
Eflâtun :
esbab : sebepler
esbab-ı maddiye : maddî sebepler
esbab-ı tabiiye : tabiî, doğal sebepler
fünun-u kevniye : kâinatla ilgili bütün ilimler
hasıl olmak : oluşmak, meydana gelmek
hâvi : ihtiva eden, içine alan
hikmet : fayda, gaye; Allah’ın her şeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı; bilim, felsefe
hurafe : delile dayanmayan saçma inanış
içtima : toplanma, bir araya gelme
illet : var edip yok etme özelliği olan gerçek sebep
iltizam edilme : gerekli görülme
inkısam : bölünme, ayrılma
intizam : düzenlilik, tertip
itâ etmek : vermek
itikad etmek : inanmak
ittihaz etme : edinme, kabul etme
kabiliyet : yetenek, kabul edilirlik
kaide : kural
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kast : bilerek ve isteyerek yapma, maksat
kuvve-i câzibe : çekim gücü
kuvve-i dâfia : itme gücü
külliyet : bütün fertleri içine alma, kapsamlılık, genel olma
maahaza : bununla beraber
makine-i İlâhiye : İlâhî makine
maslahat : fayda
matlub : istek, arzu
mevcudat : varlıklar
mevcut olma : var olma
misal : örnek
muhabere : haberleşme, iletişim
muhal : imkânsız, olması mümkün olmayan
mümkinat : varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup, varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olanlar
mütesavi : eşit, denk
necm-i sâkıp : karanlığı delip geçen parlak yıldız
neş’et etmek : meydana gelmek
nev’ : tür
nizam : düzen, kanun
safsata : yalan ve uydurma şey
Sâni : herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah
semere : meyve, netice
silsile : sıra, dizi, zincir
sofestâî : Yaratıcıyı kabul etmemek için her şeyi, hatta kendini dahi inkâr eden felsefi ekole bağlı olan, septik kimse
şuur : bilinç, anlayış, idrak
tard etmek : uzaklaştırmak, kovmak
teftiş : inceleme
ulema : âlimler
umum : genel, bütün
umumî : genel
vehim : kuruntu, varsayım, zan
vücuda gelmek : var olmak, meydana gelmek
vücut : varlık
zarurî : zorunlu, şüphesiz, kesin
zerrat : zerreler, atomlar
zerre : atom, maddenin en küçük parçası
Yükleniyor...