Block title
Block content
Halbuki bunlar birbirlerine zıt olduklarından, içtimaları caiz değildir. Fakat, câzibe ve dâfia kanunlarından maksat, “âdetullah” ile tâbir edilen kavanin-i İlâhiye ise ve tabiatla tesmiye edilen şeriat-ı fıtriye ise, câizdir. Lâkin, kanunluktan tabiata, vücud-u zihnîden vücud-u haricîye, umur-u itibariyeden umur-u hakikiyeye, âlet olmaktan müessir olmaya çıkmamak şartıyla makbuldür. Aksi takdirde caiz değildir.

Ey arkadaş! Misal olarak gösterdiğim o küçük hurdebinî hayvancığın, yani mikrobun büyük fabrikasındaki nizam ve intizamı aklın ile gördüğün takdirde başını kaldır, kâinata bak. Emin ol ki, kâinatın vuzuh ve zuhuru nisbetinde, o yüksek nizamı, kâinatın sahifelerinde pek zahir ve okunaklı bir şekilde görüp okuyacaksın.

Ey arkadaş! Kâinatın sahifelerinde “delilü’l-inâye” ile anılan nizama ait âyetleri okuyamadıysan, sıfat-ı kelâmdan gelen Kur’ân-ı Azimüşşanın âyetlerine bak ki, insanları tefekküre dâvet eden bütün âyetleri, şu delilü’l-inâyeyi tavsiye ediyorlar. Ve nimetleri ve faideleri sayan âyetler dahi, delilü’l-inâye denilen o yüksek nizamın semerelerinden bahsediyorlar. Ezcümle, bahsinde bulunduğumuz şu âyet
اَلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ اْلأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاۤءَ بِنَاۤءً وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَاۤءِ مَاۤءً فَاَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ 1
cümleleriyle, o nizamın faidelerini ve nimetlerini koparıp insanlara veriyorlar.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “O Rabbiniz ki, yeryüzünü size bir döşek, gökyüzünü bir dam yaptı. Gökten de size bir su indirip onunla türlü meyvelerden ve mahsullerden size rızık çıkardı. “ Bakara Sûresi, 2:22.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 17-20. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 23-24. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdetullah : Allah’ın tabiata koyduğu kanun ve prensipleri
caiz : sakıncasız, doğru
cazibe : çekme
dâfia : itme
delil-i ihtirâî : kâinatta her bir varlığın kendinden beklenen neticeleri yerine getirebilecek şekilde kabiliyetlerine göre en üst derecede yoktan yaratılması
delilü'l-inâye : inayet delili; Allah’ın kâinata koyduğu intizam ve düzeni gösteren delil
ezcümle : örneğin, meselâ
hurdebinî : gözle görülmeyecek kadar küçük, mikroskobik
içtima : toplanma, bir araya gelme
intizam : düzenlilik, tertip
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kavânin-i İlâhiye : İlâhî kanunlar
Kur’ân-ı Azîmüşşan : şan ve şerefi büyük olan Kur’ân
lâkin : ama, fakat
makbul : kabul gören, geçerli
mezkûr : anılan, bahsi geçen
misal : örnek
müessir olma : gerçek tesir sahibi olma
nisbet : bağ
nizam : düzen, kanun
Sâni : herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah
semere : meyve, netice
sıfat-ı kelâm : konuşma sıfatı
şeriat-ı fıtriye : Allah’ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu kanunlar
tabiat : canlı cansız bütün varlıklar, doğa, maddî âlem
tâbir etme : ifade etme, adlandırma
tefekkür : Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme
tesmiye : isimlendirme
umûr-u hakikiye : hakiki işler; maddi âlemde gerçekliği bulunan şeyler, işler
umur-u itibariye : göreceli işler; gerçekte olmadığı halde varlığı zihnen tasavvur edilen, varsayılan şeyler
vuzuh : açıklık
vücud-u haricî : bir şeyin fizik âleminde belirli bir vücut giyerek ortaya çıkması, görünmesi, maddî varlık
vücud-u zihnî : zihinsel varlık; bir şeyin sadece zihinde tasavvur edilen varlığı
vücut ve vahdet : Allah’ın varlığı ve birliği
zahir : açık
zuhur : görünme, açıklık, ortada olma
Yükleniyor...