Block title
Block content
Delil-i İhtirâî: Mezkûr âyetin Sâniin vücut ve vahdetine işaret eden delillerinden biri de 1 اَلَّذِى خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ cümlesiyle işaret ettiği delil-i ihtirâîdir. Delil-i ihtirâînin hülâsası şöyle izah edilebilir:

Cenâb-ı Hak, hususî eserlerine menşe ve kendisine lâyık kemâlâtına mehaz olmak üzere her ferde ve her nev’e has ve müstakil bir vücut vermiştir. Ezel cihetine sonsuz olarak uzanıp giden hiçbir nevi yoktur. Çünkü bütün envâ, imkândan vücub dairesine çıkmamışlardır. Ve teselsülün de bâtıl olduğu meydandadır. Ve âlemde görünen şu tagayyür ve tebeddül ile bir kısım eşyanın hudûsu, yani yeni vücuda geldiği de gözle görünüyor. Bir kısmının da hudûsu, zaruret-i akliye ile sabittir. Demek, hiçbir şeyin ezeliyeti cihetine gidilemez.

Ve keza ilmü’l-hayvanat ve ilmü’n-nebatatta ispat edildiği gibi, envâın sayısı ikiyüzbine bâliğdir. Bu neviler için birer “âdem” ve birer evvel-baba lâzımdır. Bu evvel-babaların ve âdemlerin daire-i vücubda olmayıp ancak mümkinattan olduklarına nazaran, behemehal vasıtasız, kudret-i İlâhiyeden vücuda geldikleri zarurîdir. Çünkü bu nevilerin teselsülü, yani sonsuz uzanıp gitmeleri bâtıldır. Ve bazı nevilerin başka nevilerden husule gelmeleri tevehhümü de bâtıldır. Çünkü, iki neviden doğan nevi, alelekser ya akîmdir veya nesli inkıtaa uğrar, tenasül ile bir silsilenin başı olamaz.

Hülâsa: Beşeriyet ve sair hayvanatın teşkil ettikleri silsilelerin mebdei, en başta bir babada kesildiği gibi, en nihayeti de son bir oğulda kesilip bitecektir.

Evet, şuursuz, ihtiyarsız, camid, basit olan esbab-ı tabiiyenin bütün akılları hayrette bırakan o envâ silsilelerinin icadına kabiliyeti olduğu, daire-i imkândan hâriçtir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Sizi ve sizden evvelkileri yaratan (Rabbinize).” Bakara Sûresi, 2:21.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 17-20. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 23-24. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdem : Cenab-ı Allah’ın yarattığı ilk insan, insanlığın ilk atası
akîm : neticesiz, sonuçsuz
alelekser : çoğunlukla
bâliğ : erişen, ulaşan
bâtıl : gerçek dışı, yalan, yanlış
behemehal : ister istemez; mutlaka
beşeriyet : insanlık
câmid : cansız, donuk
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cihet : yön, taraf
daire-i imkân : bir şeyin var veya yok olabilme ihtimallerini içine alan daire, kâinat
daire-i vücub : hiç değişikliğe uğramayan, vasıflarının zıddı düşünülemeyen ve varlığı zorunlu olan kâinat ötesi ilâhlık dairesi
delil-i ihtirâî : kâinatta her bir varlığın kendinden beklenen neticeleri yerine getirebilecek şekilde kabiliyetlerine göre en üst derecede yoktan yaratılması
envâ : çeşitler, türler
esbab-ı tabiiye : tabiî, doğal sebepler
eşya : şeyler, varlıklar
ezel : başlangıcı olmayan sonsuzluk
ezeliyet : başlangıcı olmayan sonsuzluk
hayvânât : hayvanlar
hudûs : sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma
husule gelmek : meydana gelmek
hususî : özel
hülâsa : özet
icad : var etme, yaratma
ihtiyarsız : irade dışı, istemeyerek
ilmü'l-hayvanat : hayvanlarla ilgili ilim; zooloji
ilmü'n-nebatat : botanik ilmi; bitkilerle ilgili ilim
imkân : olabilirlik, varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan
inkıta : kesilme
izah etmek : açıklamak
kabiliyet : yetenek
kemâlât : mükemellikler, kusursuzluklar
keza : bunun gibi
kudret-i İlâhiye : Allah’ın sınırsız güç ve iktidarı
mebde’ : temel, kök, başlangıç
mehaz : kaynak
menşe : esas, kaynak, kök
mümkinat : varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup, varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olanlar
müstakil : bağımsız, başlı başına
nazaran : bakarak, –göre
nevi : tür
nihayet : son
sair : diğer, başka
silsile : zincir, soy ağacı
şuur : bilinç, anlayış, idrak
tagayyür : başkalaşma, değişme
tebeddül : değişme, değişim
tenasül : üreme
teselsül : zincirleme devam etme; kâinattaki varlıkları sonu olmayan bir zincir gibi birbirinin sebebi ve sonucudur şeklinde bir iddia
tevehhüm : olmayan şeyi varmış gibi düşünme, kuruntuya kapılma
vücuda gelmek : var olmak, meydana gelmek
vücut : varlık
zaruret-i akliye : aklın zaruri olarak kabul etmesi
Yükleniyor...