Block title
Block content
Meselâ, Kur’ân-ı Kerim, “Ey insanlar! Şemsin sükûnuna, arzın hareketine HAŞİYE ve bir katre su içinde binlerce hayvanatın bulunduğuna dikkat ediniz ki azamet-i İlâhiyeyi anlayasınız” demiş olsaydı, bütün o zamanların insanlarını tekzibe sevk etmiş olurdu. Çünkü hiss-i zahirîye muhaliftir. Maahaza, on asırdan beri gelip geçen insanları şaşırtmak, yalnız fünun-u cedidenin zuhurundan sonra gelen insanları memnun etmek, makam-ı irşada muhalif olduğu gibi, ruh-u belâgatle de kabil-i telif değildir.

S - “Keşfiyat-ı fenniye ve fünun-u hâzıra eski insanlara meçhul ve gayr-ı me’lûf olduğundan, onları onlara ders vermek hatâdır” diyorsun. Bilhassa âhirete ait ahvâl gibi müstakbeldeki nazariyat da böyle değil midir? Onlar da bize meçhul ve gayr-ı me’lûfturlar. Onlardan bahsetmek niçin hatâ olmuyor?

C - Müstakbeldeki nazariyat, bilhassa âhirete ait ahvâle hiçbir cihetle hiss-i zahirî taallûk etmemiştir ki, o hissin hilâfını söylemek şaşırtma olsun. Binaenaleyh, o gibi şeyler, daire-i imkândadırlar. Öyleyse, onlara itikad ve onlarla itminan peyda etmek mümkündür. Öyleyse, o gibi şeylerin hakk-ı sarihi, onları tasrih etmektir. Lâkin keşfiyat-ı fenniye, eski insanlara göre, imkân ve ihtimâl dairesinden çıkıp, muhal ve imtina derecesine girmişlerdir. Çünkü gözleriyle gördükleri şeyler, onlarca bedahet derecesine girmekle, onun hilâfı onlarca muhaldir. Öyleyse, onların hissiyatına hürmeten, o gibi meselelerde belâgatın iktizası, ipham ve ıtlaktır ki, onlara bir şaşırtma olmasın.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Hasta halimde, nevm ile yakaza arasında ihtar edilen bir nüktedir. Şemsin, yerinde, Mevlevî-vâri yaptığı semâvî hareketi, kuvve-i cazibeyi tevlit etmek içindir, kuvve-i cazibe de manzume-i şemsiye ile anılan güneşe bağlı yıldızları düşmek tehlikesinden kurtarmak içindir. Demek şemsin mihverinde dairevâri cereyan ve hareketi olmasa yıldızlar düşerler (Said Nursî).[Muhterem Müellif, diğer bir risalesinde şöyle diyor: Evet, güneş bir meyvedardır, silkinir, tâ düşmesin seyyar olan yemişleri. Eğer sükûnuyla sükûnet eylese, cezbe kaçar, ağlar fezada muntazam meczupları (Mütercim)].
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 21-22. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 25. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
ahvâl : haller, durumlar
azamet-i İlâhiye : Allah’ın azameti, büyüklüğü
bedâhet : açıklık, aşikâr olma
belâğat : düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme
bilhassa : özellikle
binaenaleyh : bundan dolayı
cereyan : akım, hareket
cezbe kaçar : çekim gücü kaybolur
cihet : yön
daire-i imkân : bir şeyin var veya yok olabilme ihtimallerini içine alan daire, kâinat
dairevâri : dairesel
feza : uzay, gökyüzü
fünûn-u cedîde : yeni ilimler, modern ilimler
fünun-u hâzıra : modern fen ilimleri
gayr-ı me’lûf : alışılmışın dışında, alışılmamış
hakk-ı sarih : açık hak
hayvanat : hayvanlar
hilâf : aksi, tersi
hiss-i zâhirî : görünürdeki his, dış duyu
hissiyat : duygular, hisler
hürmeten : saygı göstererek
ıtlak : mutlak bırakma, sınırlamama
iktiza : bir şeyin gereği
imkân ve ihtimal dairesi : olabilirlik, varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan daire
imtinâ : imkânsızlık
ipham : belirsiz, üstü kapalı bırakma
itikad : inanç
itminan : inanma, tatmin olma
kàbil-i telif : bağdaşabilir, uyuşabilir
keşfiyât-ı fenniye : modern ilimlerin yaptığı keşifler, buluşlar
maahaza : bununla beraber, bununla birlikte
makam-ı irşad : tebliğ, doğru yolu gösterme makamı
manzume-i şemsiye : güneş sistemi
meczup : cezbedilmiş, çekilmiş
meçhul : bilinmeyen
meyvedar : meyveli, meyve veren
mihver : eksen, yörünge
muhal : imkânsız
muhalif : aykırı, zıt
muhterem : hürmete lâyık, saygıdeğer
muntazam : düzenli
müellif : telif eden, yazan
müstakbel : gelecek zaman
mütercim : tercüme eden
nazariyat : nazariyeler, teoriler
peydâ etme : kazanma
risale : mektup, küçük kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
rûh-u belağat : belâgatın ruhu, esası
sevk etme : gönderme
seyyar : gezen, dolaşan
sükûn : hareketsiz durma, sabit olma
sükûnet : durgunluk, hareketsizlik
şems : güneş
taallûk etmek : bitişmek, ilgili, alâkalı olmak
tasrih : açık şekilde bildirme, açıklama
tekzib : yalanlama
zuhur : ortaya çıkma
Yükleniyor...