Block title
Block content
Febinaen alâ zâlik, madem ki Kur’ân’ın kâinattan bahsi istidlâl içindir ve delilin de müddeâdan evvel malûm olması şarttır ve delilin muhataplarca vuzuhu müstahsendir; bazı âyetlerin onların hissiyatına ve edebî malûmatlarına imâle etmesi ve benzetmesi, mukteza-yı belâgat ve irşad olmaz mı?

Fakat bu âyetlerin, hissiyatlarına imâle etmesi meselesi o hissiyata kasten delâlet etmek için değildir. Ancak, kinaye kabilinden o hissiyatı okşamak içindir. Maahaza, hakikate ehl-i tahkiki isal için, karine ve emareler vaz edilmiştir.

Meselâ, eğer Kur’ân-ı Kerim, makam-ı istidlâlde şöylece demiş olsaydı ki: “Ey insanlar! Güneşin zahirî hareketiyle hakikî sükûnuna ve arzın zahirî sükûnuyla hakikî hareketine ve yıldızlar arasında câzibe-i umumiyenin garibelerine ve elektriğin acîbelerine ve yetmiş unsur arasında hasıl olan imtizacata ve bir avuç su içinde binler mikrobun bulunmasına dikkat ediniz ki, bu gibi harika şeylerden Cenâb-ı Hakkın herşeye kàdir olduğunu anlayasınız” deseydi, delil, müddeâdan binlerce derece daha hafî, daha müşkül olurdu.

Halbuki, delilin müddeâdan daha hafî olması, makam-ı istidlâle uymaz. Maahaza, onların hissiyatına imâle edilen âyetler kinaye kabilinden olup, ifade ettikleri zahirî mânâları sıdk veya kizbe medar olamaz.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 21-22. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 25. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acîbe : hayret verici şey
arz : yeryüzü, dünya
binaenaleyh : bundan dolayı
câzibe-i umumiye : genel çekim kanunu
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
delâlet : delil olma, gösterme
edebî : edebiyatla ilgili
ehl-i tahkik : gerçeği araştıran ve delilleriyle bilen âlimler
emare : belirti, işaret
febinâen alâ zâlik : buna binaen, bundan dolayı
garibe : şaşırtıcılık, hayret verici özellik, etki gibi şeyler
hafî : gizli, kapalı, örtülü
hakikat : gerçek, doğru
hakiki : gerçek
hâsıl olma : meydana gelme
hissiyat : duygular, hisler
imâle : meylettirme, benzetme yoluyla yakınlaştırma
imtizac : birleşme, kaynaşma
intizam : düzenlilik
irşad : doğru yol gösterme
isal : ulaştırma, eriştirme
istidlâl : delil getirme, akıl yürütme
kabil : tür, çeşit, gibi
kàdir olma : her şeye gücü yetme, iktidar sahibi olma
kâinat : evren, yaratılmış herşey
karine : bilinmeyen bir şeyin anlaşılmasına yarayan ipucu, ek belirti
kasd : kasıt
kasten : bizzat, kasıtlı olarak
kinaye : bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, onun dışında başka bir mânâda kullanma san’atı
kizb : yalan
kozmoğrafya : astronomi, gök bilimi
maahaza : bununla beraber, bununla birlikte
makam-ı istidlâl : delil getirme makamı, delil getirme mevkii
malûm olma : bilinme, belli olma
malumât : bilgiler
mânâ-yı harfî : harf gibi bir şeyin kendisini değil de san’atkârını, ustasını, sahibini bildirip tanıtan mânâsı
matlup : istek, istenilen
medar olma : sebep, vesile olma
mu’cize : bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey
muhatap : hitap edilen
mukteza-yı belâğat : belâğatın gereği
müddeâ : iddia edilen şey; delil getirilip ispat edilmeye çalışılan şey
müstahsen : güzel karşılanan, beğenilen
müşkül : zor, anlaşılması güç
nâzil olan : inen, indirilen
nizam : düzen
nizâm-ı hakikî : gerçek nizam, düzen
Sâni : herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah
sıdk : doğruluk
sükûn : hareketsiz durma; sâkinlik
taallûk : ilgili, alâkalı olma
teşekkül : oluşum
unsur : element
vuzuh : açıklık
zahirî : görünene ait, açıkça ortada olan, bir şeyin dış yüzüyle ilgili
zerre : atom, en küçük madde parçası
Yükleniyor...