Block title
Block content
Ve keza Cehennemin arzın altında bulunması, arzın karnında veya arz ile muttasıl, yapışık olmasını istilzam etmez. Zira şems, kamer, yıldız, arz gibi küreler, hep şecere-i hilkatin meyveleridir. Malûmdur ki, meyvenin altı, bütün dalların aralarına şumulü vardır. Binaenaleyh, Allah’ın mülkü pek geniştir. Şecere-i hilkatin dalları da her tarafa uzanıp gitmiştir; Cehennem nereye giderse, yeri vardır.

Ve keza, bir hadîse göre, Cehennem matvîdir, yani bükülmüştür, yani tam açık değildir. Demek Cehennemin, bir yumurta gibi, arzın merkezinde mevcut ve bilâhere tezahür edeceği, mümkinattandır.

İhtar: Cehennemin şimdi mevcut olmadığına Mutezileleri sevk eden, bu hadîs olsa gerektir.

Arkadaş! Bu âyetin cümlelerini yoklayalım, bakalım, o zarflar nasıl sadeflerdir, içlerinde ne gibi cevherler vardır?

Evet, 1 ﴾وَاِنْ كُنْتُمْ فِى رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا﴿ cümlesinin başındaki و harf-i atıftır. Malûm ya, birşeyin diğer birşeye atfı, aralarında bir münasebetin bulunmasına mütevakkıftır. Halbuki 2 اِنْ كُنْتُمْ فِى رَيْبٍ ile 3 يَاۤ اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا cümleleri arasında münasebet görünmüyor. Bunların aralarındaki münasebet, ancak iki sual ve cevabın takdiriyle tezahür eder. Şöyle ki: Evvelki âyette ibadete emredildiğinde, “İbadet nasıldır?” diye vârit olan suale cevaben, “Kur’ân’ın talim ettiği gibi” denildi. “Kur’ân Allah’ın kelâmı mıdır?” diye edilen ikinci suale cevaben وَاِنْ كُنْتُمْ فِى رَيْبٍ ilâ âhir denildi. İşte, her iki cümle arasında bir suretle münasebet tezahür eder ve harf-i atfın da muktezası yerine gelir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Eğer Kulumuza indirdiğimiz Kur'an-ı Kerim hakkında bir şüpheniz var ise.” Bakara Sûresi, 2:23.
2 : “Herhangi bir şüpheniz var ise.” Bakara Sûresi, 2:23.
3 : “Ey insanlar, ibadet ediniz.” Bakara Sûresi, 2:21.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 21-22. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 25. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

atf : bağlama, göndermede bulunma; bir bağlaç vasıtasıyla kendinden öncekiyle sonraki kelime veya cümle grupları arasındaki bağlantıyı gösterme
bilâhere : daha sonra
binaenaleyh : bundan dolayı
cevher : değerli şey, öz
cezm : kesinlik, şüphesizlik
delâlet : delil olma, gösterme
hadîs : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
harf-i atıf : atıf harfi, bağlaç; (Ar. gr.) bir mânâ bütünlüğünü korumak için, kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı sağlayan harf, “vav” gibi
harf-i târif : gr. Arapça’da isimlerin başına konulan ve böylece onu belirli ve bilinen hale getiren “elif” ve “lam” harfleri
ihtar : hatırlatma, ikaz
ilâ âhir : sonuna kadar
kat’iyet : kesinlik
kelâm : söz, ifade
keza : bunun gibi
malûm : bilinen, belli
matvî : dürülmüş, bükülmüş
mukteza : bir şeyin gereği
Mutezile : aklı temel kabul ederek Kur’ân ve sünneti akıl doğrultusunda yorumlayan ehl-i sünnet dışı bâtıl bir mezhep
mümkinat : olması imkân dahilinde olan şeyler
münasebet : alâka, ilgi
mütevakkıf : -a bağlı
sadef : sedef; mücevherat kutusu
sevk etme : yöneltme
şecere-i hilkat : yaratılış ağacı; kâinat
şumul : kapsamlılık
takdir : gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen mânâyı belirleme, bulma
talim etmek : öğretmek
tereddüt : şüphe
tezahür : belirme, ortaya çıkma
tezahür : ortaya çıkma
vârit : gelen
Yükleniyor...