Block title
Block content
Eğer nübüvvet de delil-i naklî ile ispat edilirse, muhal lâzım gelir. Bunun için, Kur’ân-ı Kerim, tevhid ile nübüvveti delâil-i akliye ile ispat etmiştir. Amma haşir meselesinin hem aklî, hem naklî delillerle ispatı sahihtir.

Delil-i aklî ile ispatı, 1 وَبِاْلاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ âyet-i kerimesinin bahsinde beyan edilmiştir. Hülâsası: Vücutlarında şek ve şüphe olmayan nizam, rahmet ve nimet, ancak ve ancak haşrin gelmesiyle ve ikinci bir hayatın tahakkuku ile nizam, rahmet, nimet olabilirler. Eğer haşir gelmezse ve ikinci bir hayat tahakkuk etmezse, bunları esmâü’l-ezdaddan addetmek lâzım gelir.

Delil-i naklî ise: Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan ile bütün enbiya, haşrin geleceğine ittifak etmişlerdir.

Aklî ve naklî deliller ise: Fahreddinü’r-Râzî’nin tefsirinde, bu kabil delilleri bildiren âyetler beyan edilmiştir. Hülâsa, bilhassa hayvanat ve nebatatta dâima vukua gelen haşirlere dikkat edip teemmül eden adam, elde edeceği müteferrik emarelerle haşrin vukuuna, hads ile, yani bir sür’at-i intikal ile hükmedecektir.

Şimdi bu âyetin cümlelerini biribirine bağlayan münasebetlere gelelim: Evet, bu âyetin cevherlerini nazmeden ve cümlelerinin silsilesine medar-ı bahis olan nokta, “saadet”tir. Şöyle ki: Saadet-i ebediye, iki kısımdır.

Birinci ve en birinci kısmı: Allah’ın rızasına, lütfuna, tecellîsine, kurbiyetine mazhar olmaktır.

İkinci kısmı ise, saadet-i cismaniyedir. Bunun esasları mesken, ekl, nikâh olmak üzere üçtür. Ve bu üç esasın derecelerine göre, saadet-i cismaniye tebeddül eder. Ve bu kısım saadeti ikmal ve itmam eden, hulûd ve devamdır. Çünkü saadet devam etmezse, zıddına inkılâp eder.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Onlar, âhirete de kesin olarak imân etmiş kimselerdir.” Bakara Sûresi, 2:4.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 23-24. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 26-27. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

addetme : sayma, kabul etme
aklî ve naklî deliller : Kur’ân ve hadis gibi nakle dayanan deliller ve akla uygun mantıkî deliller
aklî : akılla ilgili, akla ve mantığa uygun
beyan : açıklama, anlatım
bilhassa : özellikle
delâil-i akliye : aklî ve mantıkî deliller
delil-i naklî : Kur’ân ve hadis gibi nakle dayanan delil
emare : belirti, işaret
enbiya : nebiler, peygamberler
esmâü’l-ezdad : zıt isimler, çelişkili isimler
Fahreddinü’r-Râzî :
hads : güçlü sezgi, seziş, süratli kavrayış
haşir : öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
hayvanat : hayvanlar
hülâsa : kısaca, özetle
ittifak : birleşme, fikir birliği
kabil : gibi, tür, çeşit
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : ifade, üslûp ve açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
kurbiyet : yakınlık, kulun Allah’a yakınlığı
lütuf : iyilik, ikram, bağış
mazhar olmak : ayna olmak
medar-ı bahs : söz konusu, araştırma sebebi
muhal : imkânsız
münasebet : alâka, ilgi
müteferrik : farklı, çeşitli, dağınık
naklî : nakille ilgili
nazmetme : dizme, tertip etme
nebatat : bitkiler
nizam : düzen, sistem, kanun
nübüvvet : peygamberlik, elçilik
rahmet : İlâhî şefkat ve merhamet
rıza : memnuniyet
saadet : mutluluk
saadet-i ebediye : sonu olmayan, sonsuz mutluluk
sahih : doğru, güvenilir
sıdk : doğruluk
silsile : sıra, dizi
sür’at-i intikal : çabuk anlama ve kavrama
şek : şüphe, tereddüt
tahakkuk : gerçekleşme
tecelli : görünme, yansıma
teemmül etme : düşünme, inceden inceye araştırma
tefsir : açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
vuku : meydana gelme, olma
vücut : varlık
Yükleniyor...