Block title
Block content
Hülâsa: Herbir kısım insanlar, istidatlarına göre feyz-i Kur’ân’dan hisselerini almışlardır. Evet, Kur’ân-ı Kerim, bütün şu mefhumlara şâmildir diyebiliriz.

Birinci cümle: 1 ﴾هُوَ الَّذِى خَلَقَ لَكُمْ مَا فِى اْلأَرْضِ جَمِيعًا﴿ Bu cümlenin beş vecihle mâkabliyle irtibatı vardır:

Birinci vecih: Evvelki âyet, vücut ve hayat nimetlerine işarettir. Bu âyet, beka ve bekanın esbab ve levazımatına işarettir.

İkinci vecih: Kur’ân-ı Kerim, vakta ki evvelki âyetle beşer için mertebelerin en yükseği olan rücûu ispat etti, sâmiin zihnine şöyle bir sual geldi: “Şu zelil insanların bu yüksek mertebeye liyakatleri nereden gelmiştir?” Kur’ân-ı Kerim, bu cümle ile o suali şöylece cevaplandırmıştır: “Bütün dünya dest-i itaat ve teshirine verilen insanın, elbette Hâlıkının yanında büyük bir mevkii vardır.”

Üçüncü vecih: Evvelki âyet beşer için haşir ve kıyametin vücuduna işaret etmesi, sâmice güya “Beşerin ne kıymeti vardır ki onun saadeti için kıyamet kopacak?” diye vârit olan sual, bu âyetle, “Arz bütün müştemilâtiyle istifadesi için yaratılan ve bütün envâ, itaat ve emrine verilen insan, netice-i hilkattir. Elbette ve elbette onun saadeti için kıyamet kopacaktır” diye cevaplandırılmıştır.

Dördüncü vecih: Evvelki âyet, kıyamette esbab ve vesaitin ortadan kalkmasıyla, insanın mercii yalnız Cenâb-ı Hakka münhasır kalacağına işaret etmiştir. Bu âyet ise, dünyada da insanın merci-i hakikîsi Cenâb-ı Hakka münhasır olduğunu söylüyor. Zira esbab ve vesaitin arkasında, kudretin şuaı görünür; tesir Onundur, esbab ise perdedir.

Beşinci vecih: Evvelki âyet, saadet-i ebediyeye işarettir. Bu âyet de, saadet-i ebediyenin insana verilmesini iktiza eden ve sebep olan Cenâb-ı Haktan sebkat etmiş fazl ve in’âma işarettir ki, kendisine arzın müştemilâtı ihsan edilmiş insanın, elbette saadet-i ebediyeye liyakatı vardır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “O ki, yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı.” Bakara Sûresi, 2:29.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 28. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 30. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

arz : dünya
bekà : devamlılık ve kalıcılık
beşer : insanlık
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
dest-i itaat ve teshirine verilme : itaat ve emrine verilerek üstün kılınma
envâ : çeşitler, türler
esbab : sebepler
esîr : bütün kâinatı kaplayan lâtif, ince madde
fehmetme : anlama
feyz-i Kur’ân : Kur’ân’ın verdiği ilham, bereket ve ilim bolluğu
güya : sanki
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
haşir : öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
hülâsa : kısaca
ihata etme : kuşatma, kapsama
inkısam : bölünme, kısımlara ayrılma
istidat : ruhî özellik, yetenek
istifade : faydalanma
itaat : emre uyma, boyun eğme
kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması, kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları
kudret : güç, iktidar
levazımat : gerekli olan şeyler
liyakat : lâyık olma
mâkabli : öncesi
manzume-i şemsiye : güneş sistemi
mefhum : bir sözden çıkarılan mânâ
merci : sığınak, dönüş yeri
merci-i hakikî : gerçek dönülecek, sığınılacak yer
mevki : yer, konum
münhasır : ait, mahsus, sınırlı
müştemilât : içindekiler
nesîmî küre : atmosferi olan küre, yerküre gibi atmosferi olan gök cismi, gezegen
netice-i hilkat : yaratılışın neticesi
rücû : dönme, dönüş
saadet : mutluluk
sâmi’ : dinleyici, işitici
seyyarât-ı seb’a : yedi gezegen
sual : soru
şamil : içine alan, kapsamlı
şua : ince ışık huzmesi, parıltı
teşekkülât : oluşumlar
vârid olma : akla gelme
vecih : şekil, tarz
vesait : araçlar, vasıtalar
zelil : aşağı, alçak
zira : çünkü
arz : dünya, yeryüzü
azamet : büyüklük
beşer : insanlık
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
cihet : yön, taraf
cihet-i irtibat : bağlantı yönü
fazl : lütuf, bağış, ihsan
husul : meydana gelme
ihsan : bağış, ikram, lütuf
ikmâl : tamamlama
iktiza etme : gerektirme
in’am : nimetler
irtibat : bağ, ilişki
itmam : tamamlama
kudret : güç, iktidar
liyakat : lâyık olma
mâkabli : öncesi
memur : emir altında olan, kendisine emredilen
mukaddeme : başlangıç, önsöz
münhasır olma : sınırlı olma, ait, mahsus olma
münhasır : ait, mahsus
müştemilât : içindekiler
saadet-i ebediye : sonu olmayan, sonsuz mutluluk
sebkat etme : daha önceden verilme
semâ : gök
semavat : gökler
taallûk : münasebet, ilgili, alâkalı olma
tanzim : düzenleme
terettüp etme : netice olarak lâzım gelme, gerekme
teshir edilme : emrine verilme
tesviye : düzleme, düzeltme
tev’em : ikiz
vecih : şekil, tarz
zikir : Allah’ı anma
Yükleniyor...