Block title
Block content
Ve keza, teşekkül-ü ervaha münasebeti olmayan şu camid âlem-i şehadete vücudun münhasır olmadığına, akıl ve nakil müttefikan hükmetmişlerdir. Binaenaleyh ervaha münasip ve muvafık çok âlemlere müştemil olan âlem-i gayb, melâike ile dolu ve âlem-i şehadetin hayatına mazhardır.

Hülâsa: Melâikenin mânâ-yı hakikati, bu izah edilen emirlerden tebarüz etti. Binaenaleyh, melâikenin suretleri, eşkâlleri arasında, ukûl-u selimenin kabul ettiği vecihle, şeriatın izah ve beyan ettiği şekildir ki, melekler mükerrem abddirler; emirlere muhalefetleri yoktur ve muhtelif kısımlara münkasım ve lâtif ve nuranî cisimlerdir.

Üçüncü makam: Arkadaş! Melâike meselesi öyle mes’elelerdendir ki, bir cüz’ün sübutuyla küll sabit olur; bir ferdin vücuduyla, nevi tahakkuk eder. Zira inkâr eden küllünü inkâr eder. Binaenaleyh, zaman-ı Âdemden şimdiye kadar bütün din adamları her asırda icmâ ve ittifakla melâikenin vücuduna ve aralarında muhaverenin sübutuna ve müşahedelerinin tahakkukuna ve onlardan edilen rivayetlerin nakline hükmettikleri halde, melâikenin hiçbirisinin insanlara görünmediği veya vücutları hissedilmediği elbette muhaldir.

Kezalik, beşerin akaidine karışıp hiçbir zamanda, hiçbir inkılâpta itirazlara maruz kalmayarak devam eden melâike itikadının bir hakikate, bir asla dayanmaması ve mebâdi-i zaruriyeden tevellüd etmemesi muhaldir. Herhalde beşerin bu umumî itikadı, mebâdi-i zaruriyeden neş’et eden ve müşahedat-ı vâkıadan hasıl olan ve muhtelif emarelerden tevellüd eden hadsî bir hükmün neticesidir. Evet, bu itikad-ı umumînin sebebi, kat’î bir surette manevî bir tevatür kuvvetini veren, pek çok defalar vukua gelen melâikenin müşahedelerinden hasıl olan zarurî ve kat’î delil ve emarelerdir. Çünkü melâike meselesi, beşerin malûmat-ı yakîniyesindendir. Eğer bunda şüphe olursa, beşerin yakîniyatında emniyet kalmaz.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 29. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 31-33. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abd : kul
akaid : bir dinin öğrenilmesi gereken inançlarının ve ibadet kurallarının tümü, inanç sistemi
âlem : dünya
âlem-i gayb : görünmeyen başka dünyalar
âlem-i şehadet : görünen âlem, dünya
beşer : insanlık
beyan : açıklama, anlatma
binaenaleyh : bundan dolayı
câmid : cansız
cüz’ : kısım, parça
emare : belirti, işaret
ervah : ruhlar
eşkâl : şekiller, biçimler
hads : güçlü sezgi, seziş
hülâsa : özet
icmâ : fikir, görüş birliği, aynı görüşte toplanma
inkılâp : değişim, dönüşüm
itikad : inanç
itikad-ı umumî : çoğunluğun, genelin inancı
ittifak : fikrî uyuşma, fikir birliği
izah : açıklama
kat’î : kesin
keza/kezâlik : bunun gibi
küll : bütün
lâtif : şeffaf, ince; gözle görülmeyen, cismani olmayıp nurdan olan
mânâ-yı hakikat : gerçek ve doğru olan mânâ
mânevî tevatür : aynı haberi farklı toplulukların değişik tarzlarda aktarması
maruz : tesiri altında kalma, uğrama
mazhar : ayna olma, yansıma yeri
mebâdi-i zaruriye : zorunlu prensipler, ilke ve esaslar
melâike itikadı : meleklere iman, inanma
melâike : melekler
muhal : imkânsız, olmayacak şey
muhalefet : karşıt olma, aykırılık
muhavere : karşılıklı konuşma
muhtelif : farklı
muvafık : lâyık, uygun
mükerrem : kendilerine ikram edilmiş, lütfa mazhar olmuş
münasebet : alâka, ilgi
münâsip : uygun
münhasır : ait, mahsus
münkasım : kısımlara ayrılmış
müşahedat-ı vâkıa : olgular, gerçekler üzerinde yapılan müşahedeler, gözlemler
müşahede : görme, gözlemleme
müştemil : içine alan, kapsayan
müttefikan : birleşerek, fikir ve görüş birliğiyle
nakil : Kur’ân âyetleri ve hadis gibi dini metinler ve onlardan alıntı yaparak haber verme, aktarma
neş’et etme : doğma, meydana gelme
nevi : çeşit, tür
nuranî : nurdan yaratılmış, nurlu
rivayet : anlatma; haber, hadis vs. nakletme, aktarma
sabit olma : ispat edilme, kesinleşme
sübut : sabit olma, kesin olarak meydana çıkma
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi
tahakkuk : gerçekleşme
tebârüz : açığa çıkma, ortaya çıkma
teşekkül-ü ervâh : ruhların oluşması, meydana gelmesi
tevellüd etme : doğma
ukûl-ü selime : sağlam ve bozulmamış akıllar
umumî : genel
vecih : şekil, tarz
vücud : varlık, var oluş
zaman-ı Âdem : Âdem (a.s.) zamanı
zira : çünkü
Yükleniyor...