Block title
Block content
Sonra bu yedi cümlenin arasındaki intizam ve irtibatın, şöyle bir tasvirle dinlenmesi lâzımdır: Bir şahıs bir şahsı, nasîhatle fena bir şeyden men etmek üzere şöyle tevcih-i kelâmda bulunur: “Ey kişi! Aklın varsa şu yapmak istediğin şey muhaldir, hem nefsine zarardır. Hem iyiyi kötüyü tefrik edecek bir hissin yok mudur? Anlaşılan, hakikatı hurafe, tatlıyı acı gösteren seciyende bir hastalık vardır. Şüphesiz o hastalıktan kurtulup şifayab olmak istiyorsun. Fakat senin bu halin, o hastalığı izale değil, tezyid ediyor. Eğer bu halinle bir lezzet, bir zevk istersen, en şedit bir elemi intaç eden bir azap eline geçer. En nihayet sarhoşluktan ayrılıp, kötü halinden vazgeçmediğin takdirde, fesadın başkalara geçmemek üzere hortumun üzerine, bir damganın vurulmasıyla seni teşhir ve ilân etmek lâzımdır.”

Kezalik, Cenâb-ı Hak, münafıkları nifaktan zecr ve men için kötü hallerini şöylece nakletmekle yüzlerine vuruyor:

(يُخَادِعُونَ اللهَ): Yani, hile ile Allah’ı kandırmak istiyorlar. Zira Resul-ü Ekrem (a.s.m.) Allah’ın elçisidir. Ona yapılan hile Allah’a racidir. Allah’a yapılan hile ise muhaldir. Muhali talep etmek hamakattir. Böyle hayvancasına hamakat, taaccübü muciptir.

(وَمَا يَخْدَعُونَ اِلاَّ اَنْفُسَهُمْ): Yani, onlar ancak nefislerine hile yapıyorlar; zira fiillerinde nef’ değil, zarar vardır. Bu zarar da nefislerine racidir. Nefislerine zarar veren, ancak süfeha kısmıdır.

(وَمَا يَشْعُرُونَ): Yani, nef’ ve zararı tefrik edecek bir hisse malik değillerdir. Bu ise cehaletin en edna ve en aşağı bir derekesine düştüklerine işarettir.

(فِى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ): Yani, nifak ve hasetten kalblerinde, ruhlarında öyle bir maraz vardır ki, o maraz, hakkı bâtıl, hakikati hurafe telâkki etmeye sebeptir. Zaten fasit bir kalbden, bozuk bir ruhdan böyle rezaletlerin çıkması bedihîdir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 8. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 11-12. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bâtıl : gerçek ve doğru olmayan, sahte, yalan
bedihî : apaçık
câmid : katı, donuk; cansız
cehalet : cahillik, bilgisizlik
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cevher : öz, asıl, esas
dereke : normalin altındaki derece, seviye
edna : en alçak, en düşük
elem : acı, üzüntü
fasit : bozuk
fena : kötü, çirkin
fesad : bozgunculuk
hamakat : ahmaklık
hurafe : delile dayanmayan saçma inanış, boş
ihtiyar : tercih, seçme gücü
intizam : düzen, tertip
izale : giderme, yok etme
kezalik : böylece, bunun gibi
malik : sahip
maraz : hastalık
muhal : olması imkânsız olan şey
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
nef’ : fayda
nefs : can, hayat, kişinin kendisi
nifak : münafıklık, ikiyüzlülük
raci : dönük, bağlanan
Resul-ü Ekrem (a.s.m.) : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
ruh : canlı, şuurlu, çevresini görüp gösteren hayat kaynağı olan nurlu varlık, öz, cevher
seciye : karakter, huy, tabiat
süfeha : sefihler; sefih
şedit : şiddetli
şifayab : şifa bulma, iyileşme
taaccübü mucip : şaşkınlığı, gerektiren, hayret sebebi
tasvir : şekillendirerek anlatma ve ifade etme
tefrik etme : ayırd etme, ayırma
telâkki etme : anlama, kabul etme
teşhir : sergileme, ilân etme, duyurma
tevcih-i kelâm : söz yöneltme
tezyid etme : arttırma, çoğaltma
zecr : yasaklama, menetme, kovma
Yükleniyor...