Block title
Block content
Sual: Bir maslahata binaen kizbin caiz olduğu söylenilmektedir. Öyle midir?

Cevap: Evet, kat’î ve zarurî bir maslahat için bir mesağ-ı şer’î vardır. Fakat hakikate bakılırsa, maslahat dedikleri şey bâtıl bir özürdür. Zira usûl-i şeriatta takarrur ettiği vecihle, mazbut ve miktarı muayyen olmayan birşey, hükümlere illet ve medar olamaz; çünkü, miktarı bir had altına alınmadığından sû-i istimale uğrar. Maahaza, birşeyin zararı menfaatine galebe ederse, o şey mensuh ve gayr-ı muteber olur. Maslahat, o şeyi terk etmekte olur.

Evet, âlemde görünen bu kadar inkılâplar ve karışıklıklar, zararın, özür telâkki edilen maslahata galebe etmesine bir şahittir. Fakat kinaye veya târiz suretiyle, yani gayr-ı sarih bir kelimeyle söylenilen yalan, kizbden sayılmaz.

Hülâsa, yol ikidir: Ya sükût etmektir; çünkü söylenilen her sözün doğru olması lâzımdır. Veya sıdktır; çünkü İslâmiyetin esası, sıdktır. İmanın hassası, sıdktır. Bütün kemalâta îsal edici, sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı, sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Âlem-i İslâmın nizamı, sıdktır. Nev-i beşeri kâbe-i kemalâta îsal eden sıdktır. Ashab-ı Kiramı bütün insanlara tefevvuk ettiren, sıdktır. Muhammed-i Hâşimî Aleyhissalâtü Vesselâmı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran, sıdktır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 8. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 11-12. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahlâk-ı âliye : yüksek, üstün ahlâk
ahvâl : haller, durumlar
alâmet : belirti, iz
âlem : dünya
âlem-i beşer : insanlık âlemi, dünyası
âlem-i İslâm : İslâm âlemi, dünyası
ayn-ı azap : azabın tâ kendisi
bâtıl : hak olmayan, boş, sahte, yalan
caiz : sakıncasız
emsal : benzerler
fesad : bozma, bozgunculuk
fizar : feryat
galebe etme : üstün gelme
gayr-ı muteber : geçersiz, itibar edilmeyen
had altına alınma : sınrlanma, belirlenme
had konulma : sınır çizilme, sınırlanma
hikmet-i Rabbâniye : Allah’ın herşeyi terbiye ederek, muhtaç olduğu şeyleri verip bir fayda ve gayeye yönelik olarak, anlamlı ve yerli yerinde yaratması
illet : asıl sebep
kat’î : kesin, şüphesiz
kemalât : olgunluklar, faziletler, iyilikler
kizb : yalan
kudret-i İlâhiye : Allah’ın güç ve iktidarı
küfür : inkâr ve inançsızlık
mâada : başka
maahaza : bununla birlikte
maslahat : fayda, yarar
mazbut : sınırları belirli
medar : dayanak noktası, asıl sebep
mensuh : nesh edilmiş; hükmü kaldırılmış
mesağ-ı şer’î : şer’î izin; şeriatın verdiği müsaade
mezkûr : zikredilen, anlatılan
muayyen : belirlenmiş, bilinen
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kişi
Müseylime-i Kezzab :
müteellim : acı, üzüntü duyan
nefs-i azap : azabın tâ kendisi
neş’et etme : doğma, meydana gelme
nev-i beşer : insan, insanlık
nifâk : münafıklık, iki yüzlülük
rüsvây : rezil
sû-i istimal : kötüye kullanma
şahid-i sadık : doğru tanık, şahit
şiddet-i kubh : şiddetli çirkinlik
tahrip etme : yıkma, yok etme
tahsis edilme : ait, mahsus kılınma
takarrur etme : kural olarak yerleşme, sabit olma
teellüm : üzüntü, acı çekme
tel’in : lânetleme, kınama
usûl-i şeriat : fıkıh usûlü, İslâm hukuku metodolojisi
vasıflandırılma : nitelendirilme
vecih : yüz, yön
vech-i irtibat : ilişki, bağlantı yönü
zarurî : zorunlu, mecbur olarak
ahlâk-ı âliye : yüksek ahlâk
âlem-i İslâm : İslâm dünyası
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
Ashab-ı Kiram : yüksek şeref sahibi Sahabeler; Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler
galebe etme : üstün gelme
gayr-ı sarih : açık olmayan
hassa : özellik, nitelik
hülâsa : kısaca, özetle
inkılâp : değişiklik, karışıklık
îsal : ulaştırma
kâbe-i kemalât : olgunlukların, faziletlerin merkezi, zirvesi
kemalât : olgunluklar, faziletler, iyilikler
kinaye : bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, başka bir mânâda kullanma san’atı
kizb : yalan
maslahat : fayda, yarar
meratib-i beşeriye : insanlığa ait mertebeler, dereceler
mihver : eksen
Muhammed-i Hâşimî : Haşimoğulları soyundan gelen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)
nev-i beşer : insan, insanlık
nizam : düzen, sistem
sıdk : doğruluk
sükût : susma
târiz : dokundurma, iğneleme; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi
tefevvuk ettirme : üstün kılma, üstün yapma
telâkki edilme : kabul edilme, anlaşılma
terakkiyat : gelişme, ilerleme
Yükleniyor...