Block title
Block content
KUR'AN'IN CİHANŞÜMUL HAKİKATİ: KUR'AN, ALLAH'IN BİRLİĞİNE İNANMAK HAKİKAT-İ KÜBRÂSINI İLÂN EDER!

İngilizce-Arapça, Arapça-İngilizce lügatlerin muharriri Doktor City Youngest Kur’ân hakkında şu sözleri söylüyor:

Kur’ân, insanların yed-i istifadesine geçen eserlerin en büyüklerinden biridir. Kur’ân’da, büyük bir insanın hayal ve seciyesi, en vâzıh şekilde görülmektedir.

Carlyle “Kur’ân’ın ulviyeti, onun cihan-şümul hakikatindedir” dediği zaman, şüphesiz, doğru söylemişti.

Muhammed’in (a.s.m.) doğruluğu, faaliyeti, hakikatı taharride samimiyeti, sarsılmayan azmi, imanı, kendisini dinlemek istemeyenlere ezelî hakikati dinletmek yolundaki sebatı, bana kalırsa, onun, o cesur ve azimkâr Peygamberin hâtem-i risalet olduğunun en kat’î ve en emîn delilleridir.

Kur’ân, akaid ve ahlâkın, insanlara hidayet ve hayatta muvaffakiyet temin eden esasatın mükemmel mecellesidir. Bütün bu esasatın üssü’l-esası, âlemin bütün mukadderatını yed-i kudretinde tutan Zât-ı Kibriyaya imandır.

Allah’ın birliğine iman etmek hakikat-i kübrâsını ilân ediyorken, Kur’ân, lisan-ı belâgatin en yükseğine ve nezahetin şâhikasına varır. Kur’ân, Allah’ın iradesine itaati, Allah’a isyanın neticelerini izah ederken, insanların muhayyilesini elektrikleyen en seyyal lisanı kullanır. Resul-i Kibriyaya tesellî vermek ve onu teşvik etmek, yahut halkı sair Peygamberlerin ahvâliyle, milletlerinin âkıbetiyle korkutmak icap ettiği zaman, Kur’ân’ın lisanı, en kat’î ciddiyeti almaktadır.

Mâdem ki Kur’ân’ın birbirine düşman kabileleri, yekdiğeriyle mücadele eden unsurları derli toplu bir millet haline getirdiğini, onları eski fikirlerinden daha ileri bir seviyeye yükselttiğini görüyoruz; o halde, belâgat-i Kur’âniyenin mükemmeliyetine hükmetmeliyiz. Çünkü, Kur’ân’ın bu belâgati, vahşî kabileleri medenî bir millet haline getirmiş, dünyanın eski tarihine yeni bir kuvvet ilâve etmiştir. Zaman ve mekân itibarıyla birbirinden çok uzak oldukları gibi, fikrî inkişaf itibarıyla da birbirinden çok farklı insanlara harikulâde bir hassasiyet ilham eden ve muhalefeti hayrete ve istihsana kalb eden Kur’ân, en şâyan-ı hayret eser tanınmaya lâyıktır. Kur’ân, beşerin mukadderatıyla meşgul âlimler için tetebbua şayan en faydalı mevzu sayılır.
Doktor Steıngass1

• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Thomas Patrick Hughes, A Dictionary of Islam, s. 526-527
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Bakara Sûresi / Sonraki Risale: Bir Müdafaa (Takriz)
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

Arapça : Arap dili
ahvâl : haller, durumlar
akaid : inanç
akıbet : netice, son
azim : kararlılık, gayret
azimkâr : gayretli, kararlı
belâğat : düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme
belâğat-i Kur’âniye : Kur’ân’ın belâgati
cihanşümul : bütün âlemi kapsayan, evrensel
emîn : güvenilir; güvenli
esasat : esaslar, prensipler
ezelî : başlangıcı olmayan sonsuzluk
faaliyet : çalışma
hakikat-i kübrâ : büyük gerçekler
hâtem-i risalet : peygamberlik zincirinin sonu, mührü
hidayet : doğru ve hak yol, İslâmiyet
itaat : emre uyma, boyun eğme
izah : açıklama
kabile : topluluk
kat’î : kesin bir şekilde
lisan : dil
lisân-ı belâgat : düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme dili, üslûbu
lûgat : sözlük
mecelle : dergi, kitap
muharrir : yazar
muhayyile : hayal gücü, hayal duygusu
mukadderat : Allah tarafından takdir olunmuş ileride meydana gelecek haller ve olaylar
muvaffakiyet : başarı
mükemmeliyet : tam olma; eksiksizlik
nezahet : nezihlik, temizlik
Resul-i Kibriya : büyüklük ve yücelik sahibi olan peygamber
sair : diğer, başka
sebat : kararlı olma
seciye : huy, karakter
seyyal : akıcı
şâhika : zirve, doruk
taharri : araştırma, inceleme
ulviyet : yücelik, yükseklik
unsur : soy, kök, ırk
üssü’l-esas : temel esas, temelin temeli
vâzıh : açık, âşikar
yed-i istifade : istifade eli, faydalanma eli
yed-i kudret : Allah’ın kudret eli
yekdiğer : birbirine, herbiri diğerine
Zât-ı Kibriyâ : sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi olan Allah
belâğat : düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme
beliğ : belâgatli
beşer : insanlık
bizâtihî : bizzat, kendi başına, başlı başına
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
daimî : sürekli
harikulâde : olağanüstü, hayranlık verici
hassâsiyet : duyarlılık, hassaslık
hatip : güzel konuşmacı
i’cazkâr : mu’cizeli, benzerini yapmakta başkalarını âciz ve hayrette bırakan
ilham : Allah tarafından kalbe atılan mânâ
inkişaf : gelişme
irad etme : getirme
istihsan : güzel bulma
istinaden : dayanarak
itikad : inanç
kâfi : yeterli
kalb etme : dönüştürme, çevirme
lâl : sakin, sessiz, dilsiz
lâyık : uygun
lisan : dil
menşe : kaynak
mevsuk : sağlam, güvenilir, itimat edilir
mevzu : konu, bahis
misal : örnek, benzer
mu’cize : insanların bir benzerini yapma noktasında âciz kaldıkları ve ancak Allah tarafından peygambere verilen olağanüstü şey
muallâkat : Câhiliye döneminde meşhur Arap şâirlerinin Kâbe'nin duvarına asılan meşhur şiirleri
muhalefet : karşıt olma, aykırılık
mukadderat : Allah tarafından takdir olunmuş ileride meydana gelecek haller ve olaylar
mukaddes : her türlü çirkinlikten ve eksiklikten arınmış, kutsal
mutaassıp : tutucu
mükemmel : noksansız, kusursuz
münekkit : tenkitçi, eleştirmen
mütercim : tercüman; bir dilden bir diğerine çeviren
nâzım : şiir yazan, şâir
nazire : benzer, örnek
nezahet : nezihlik, temizlik
semâvî : gökten gelen
seyyal : akıcı
şayan : lâyık, yaraşır
şâyân-ı hayret : hayrete değer, hayret verici
Şehriyar : hükümdar, kral
tahaddî : meydan okuma
tetebbu : araştırıp incelemek, derinliğine inceleyip tanımak
veçhile : şekilde, bakımdan
Yükleniyor...