Block title
Block content
O kıyametlerde, o dağ ve tepelerde fırsat buldukça, kalbime gelenleri, birbirine uymayan ibarelerle, o dehşetli ve muhtelif hallerde yazıyordum. O zamanlarda, o gibi yerlerde müracaat edilecek tefsirlerin, kitapların bulunması mümkün olmadığından, yazdıklarım, yalnız sünuhat-ı kalbiyemden ibaret kaldı. Şu sünuhatım eğer tefsirlere muvafık ise, nurun alâ nur; şayet muhalif cihetleri varsa, benim kusurlarıma atfedilebilir.

Evet, tashihe muhtaç yerleri vardır; fakat hatt-ı harpte, büyük bir ihlâsla, şehidler arasında yazılıp giydirilen o yırtık ibarelerin tebdiline (şehidlerin kan ve elbiselerinin tebdiline cevaz verilmediği gibi) cevaz veremedim ve kalbim razı olmadı. Şimdi de razı değildir; çünkü o zamandaki ihlâs ve hulûsu şimdi bulamıyorum. HAŞİYE

Maahâzâ, kaleme aldığım şu İşârâtü’l-İ’câz adlı eserimi, hakikî bir tefsir niyetiyle yapmadım. Ancak ulema-i İslâmdan ehl-i tahkikin takdirlerine mazhar olduğu takdirde, uzak bir istikbalde yapılacak yüksek bir tefsire bir örnek ve bir me’haz olmak üzere, o zamanların insanlarına bir yadigâr maksadıyla yaptım.
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Yeni Said, Risale-i Nur’daki hakikî ihlâsla yine o ihlâsı buldu. Yeni Said, aynı ihlâsla baktı, tashih yerini bulamadı. Demek sünuhat-ı Kur’âniye olduğundan, i’câz-ı Kur’âniye, onu yanlışlardan himaye etmiş. (Nur talebeleri)
Önceki Risale: Tenbih / Sonraki Risale: Fatiha Sûresi
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

atfetmek : bağlamak, göndermek
cevaz verme : izin verme, müsaade etme
cihet : şekil, yön
ehl-i tahkik : hakikatleri delilleriyle bilen araştırmacı âlimler
hakikî : doğru, gerçek
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hatt-ı harb : savaş bölgesi, cephe
himaye etmek : korumak
hulûs : samimiyet
i’câz-ı Kur’âniye : Kur’ân’ın, benzerini yapmaktan başkalarını âciz bırakan olağanüstülüğü, mu’cize oluşu
ibare : bir metinde bulunan ifade, söz
ihlâs : sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
istikbal : gelecek
maahaza : bununla beraber, bununla birlikte
mazhar olma : ulaşma, erişme
me’haz : kaynak
muhalif : aykırı, zıt
muhtelif : çeşitli, farklı
muvafık : uygun
nurun âlâ nur : nur üstüne nur, güzelden de güzel, iyiden de iyi
sünuhat : kalbe doğan mânâ ve hakikatler
sünûhat-ı kalbiye : kalbe gelen mânâlar, hakikatler
sünuhat-ı Kur’âniye : Kur’ân’ın nuruyla kalbe gelen mânâlar, hakikatler
takdir : beğeni
tashih : düzeltme
tebdil : değiştirme
tefsir : Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap, eser
ulema-i İslâm : İslâm âlimleri
yadigâr : hediye, armağan
Yükleniyor...