Block title
Block content
Hem meselâ, farz namazını kılmayan ve vazife-i ubudiyeti yerine getirmeyen bir adamın, küçük bir âmirinden küçük bir vazifesizlik yüzünden aldığı tekdirden müteessir olan o adam, Sultan-ı Ezel ve Ebedin mükerrer emirlerine karşı farzında yaptığı bir tembellik, büyük bir sıkıntı veriyor. Ve o sıkıntıdan arzu ediyor ve mânen diyor ki, keşke o vazife-i ubudiyeti bulunmasaydı! Ve bu arzudan, bir mânevî adâvet-i İlâhiyeyi işmam eden bir inkâr arzusu uyanır. Bir şüphe, vücud-i İlâhiyeye dair kalbe gelse, kat’î bir delil gibi ona yapışmaya meyleder; büyük bir helâket kapısı ona açılır. O bedbaht bilmiyor ki, inkâr vasıtasıyla, gayet cüz’î bir sıkıntı vazife-i ubudiyetten gelmeye mukabil, inkârda milyonlarla o sıkıntıdan daha müthiş mânevî sıkıntılara kendini hedef eder.1

Sineğin ısırmasından kaçıp yılanın ısırmasını kabul eder. Ve hâkezâ, bu üç misale kıyas edilsin ki, 2 بَلْ رَانَ عَلٰى قُلوُبِهِمْ sırrı anlaşılsın.

İKİNCİ NÜKTE

Yirmi Altıncı Sözde sırr-ı kadere dair beyan edildiği gibi, musibet ve hastalıklarda insanların şekvâya üç vecihle hakları yoktur.

BİRİNCİ VECİH: Cenâb-ı Hak, insana giydirdiği vücut libasını san’atına mazhar ediyor. İnsanı bir model yapmış; o vücut libasını o model üstünde keser, biçer, tebdil eder, tağyir eder, muhtelif esmâsının cilvesini gösterir. Şâfî ismi hastalığı istediği gibi, Rezzak ismi de açlığı iktiza ediyor, ve hâkezâ...

مَالِكُ الْمُلْكِ يَتَصَرَّفُ فِى مُلْكِهِ كَيْفَ يَشَاۤءُ 3

İKİNCİ VECİH: Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, 4 kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder, vazife-i hayatiyeyi yapar. 5 Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuttan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider.

ÜÇÜNCÜ VECİH: Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır 6 ve dâr-ı hizmettir. 7 Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir. 8 Hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla, 9 o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve herbir saati bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden, 10 şekvâ değil, şükretmek gerektir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. Nûr Sûresi, 24:39; Hac Sûresi, 22:31.
2 : “Kazandıkları günahlar, kalblerini kaplayıp karartmıştır.” Mutaffifîn Sûresi, 83:14.
3 : Mülkün mâliki, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.
4 : bk. Müslim, Birr: 52; Ebû Dâvud, Cenâiz: 1; el-Hâkim, el-Müstedrek: 1:1500.
5 : bk. Buhârî, Merdâ: 1; Müslim, Birr: 52; Tirmizî, Zühd: 57; Muvatta’, Cenâiz: 40.
6 : bk. Bakara Sûresi, 2:155; Âl-i İmrân Sûresi, 3:154, 186; Mâide Sûresi, 5:48; En’âm Sûresi, 6:165.
7 : bk. Tevbe Sûresi, 9:105; Necm Sûresi, 53:39.
8 : bk. Bakara Sûresi, 2:21; Necm Sûresi, 53:36.
9 : bk. Tirmizî, Deavât: 79; Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ: 6:106.
10 : bk. Dârimî, Rikak: 56; Müsned: 2:159, 194, 198, 3:148, 238, 258.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Lem'a / Sonraki Risale: Üçüncü Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adâvet-i İlâhiye : Allah’a düşmanlık
adem : hiçlik, yokluk
bedbaht : talihsiz, bahtsız
beyan etme : açıklama
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cilve : görüntü, yansıma
cüz’î : ferdî, az, küçük
dâr-ı dünya : dünya yurdu
dâr-ı hizmet : hizmet yeri
esmâ : isimler
hâkezâ : bunun gibi
hayr-ı mahz : sırf hayırdan ibaret
helâket : mahvolma
iktiza etmek : gerektirmek
işmam etme : hissettirme
kemâl : olgunluk, mükemmellik
libas : elbise
mahall-i ubudiyet : kulluğun yapılacağı yer
mazhar etmek : eriştirmek
meydan-ı imtihan : imtihan meydanı
musibet : belâ, büyük sıkıntı
nükte : derin ve ince anlamlı söz
Rezzak : bütün varlıkların rızıklarını veren Allah
sırr-ı kader : kader sırrı
Şâfî : yarattıklarına şifa verip iyileştiren Allah
şekvâ : şikâyet
şerr-i mahz : tamamıyla şer ve kötü
tağyir etmek : değiştirmek
tasaffi etmek : saf hâle gelmek, temizlenmek
tebdil etmek : değiştirmek
tekemmül etme : mükemmelleşme
terakki etme : gelişme
vazife-i hayat : hayat görevi
vazife-i ubudiyet : kulluk görevi
vecih : yön
vücud-u İlâhiye : Allah’ın varlığı
vücut : varlık
yeknesak : tekdüze, monoton
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...