Block title
Block content
Evet, nasıl ki mânâ-yı sarihi Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma der: “Eğer ehl-i dalâlet arka verip senin şeriat ve sünnetinden i’raz edip Kur’ân’ı dinlemeseler, merak etme.

Ve de ki: Cenâb-ı Hak bana kâfidir. Ona tevekkül ediyorum. Sizin yerlerinize, ittibâ edecekleri yetiştirir. Taht-ı saltanatı herşeyi muhittir; ne âsiler hududundan kaçabilirler ve ne de istimdat edenler medetsiz kalırlar.”

Öyle de, mânâ-yı işarîsiyle der ki: “Ey insan ve ey insanın reisi ve mürşidi! Eğer bütün mevcudat seni bırakıp fenâ yolunda ademe giderse, eğer zîhayatlar senden mufarakat edip ölüm yolunda koşarsa, eğer insanlar seni terk edip mezaristana girerse, eğer ehl-i gaflet ve dalâlet seni dinlemeyip zulümata düşerse, merak etme.

De ki: Cenâb-ı Hak bana kâfidir. Madem O var, herşey var. Ve o halde, o gidenler ademe gitmediler. Onun başka memleketine gidiyorlar. Ve onların bedeline o Arş-ı Azîm Sahibi, nihayetsiz cünud ve askerinden, başkalarını gönderir.

Ve mezaristana girenler mahvolmadılar; başka âleme gidiyorlar. Onların bedeline başka vazifedarları gönderir. Ve dalâlete düşenlere bedel, tarik-i hakkı takip edecek muti kullarını gönderebilir. Madem öyledir; O herşeye bedeldir, bütün eşya birtek teveccühüne bedel olamaz” der.

İşte, şu mânâ-yı işarî vasıtasıyla, bana dehşet veren üç müthiş cenaze, başka şekil aldılar. Yani, hem Hakîm, hem Rahîm, hem Âdil, hem Kadîr bir Zât-ı Zülcelâlin taht-ı tedbir ve rububiyetinde ve hikmet ve rahmeti içinde hikmetnümâ bir seyeran, ibretnümâ bir cevelân, vazifedârâne bir seyahat suretinde bir seyrüseferdir, bir terhis ve tavziftir ki, böylece kâinat çalkalanıyor, gidiyor, geliyor.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Onuncu Lem'a / Sonraki Risale: On İkinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem : hiçlik, yokluk
Âdil : adaletle iş gören, sonsuz adalet sahibi Allah
âlem : dünya
Arş-ı Azîm : Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer
âsi : isyan eden
âyet-i azîme : büyük ve yüce âyet
bedel : karşılık
cevelân : dolaşma
cünud : askerler
ehl-i gaflet : âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar
fenâ : geçip gitme, yok olma
Hakîm : her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hikmetnümâ : hikmetli, anlamlı
hudud : sınır
ibretnümâ : ibret ve ders verici
ittibâ-ı sünnet : Peygamberimizin sünnetine tabi olma
Kadîr : herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
mânâ-yı işarî : asıl anlamın dışında, işaret edilen diğer anlam
mufarakat : ayrılık
muhit : herşeyi içine alan, kuşatan
muti : itaat eden
mürşid : doğru yol gösteren
nükte : ince anlamlı söz
Rahîm : her bir varlığa ayrı ayrı rahmet ve şefkatini gösteren Allah
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
rububiyet : Allah’ın her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
seyeran : seyahat, gezi
seyrüsefer : gezip dolaşma
taht-ı saltanat : saltanat ve hakimiyet altında tutulan yerler
taht-ı tedbir : yönetim ve idaresi altında tutulan alan
tarik-i hak : hak ve hakikat yolu
tavzif : görevlendirme
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet ve büyüklük sahibi ve şanı yüce Allah
Yükleniyor...